YÜCE GÜMÜŞ’LE MÜZİK EĞİTİMİ ÜZERİNE Söyleşi: Hülya Ağın Haykır

Söyleşi: Hülya Ağın Haykır

Erken dönemde çocuk dinlediği parçalara ritmik karşılıklar veriyor ya da bir müzik aleti gördüğü zaman ilgisi diğer şeylerden daha çok ona
odaklanıyorsa çocuğun müziğe ekstra bir ilgisi olduğu düşünülebilir.

Müzik Eğitmeni, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatçısı Yüce Gümüş’le müzik eğitimi üzerine konuştuk.

Yüce Bey, herkes bir müzik aleti çalabilir mi? Bu doğuştan gelen bir yetenek mi yoksa iyi bir eğitimle müzisyen olunabilir mi?

Aslında doğuştan gelen bir yetenek fakat yetenek tek başına yeterli değil: Yeteneği çalışmakla harmanlamak gerekiyor. Çok yetenekli olmasına rağmen çalışma eksiği olan insanlara kıyasla birazcık yeteneği az
olup çalışma farkıyla açığı kapatan nice insanlar var.

Çocukta bir müzik yeteneği varsa erken dönemde bunu anlamak mümkün mü?

Erken dönemde çocuk dinlediği parçalara ritmik karşılıklar veriyor ya da bir müzik aleti gördüğü zaman ilgisi diğer şeylerden daha çok ona odaklanıyorsa çocuğun müziğe ekstra bir ilgisi olduğu düşünülebilir.
Fakat ben bir hocamızın deyimiyle hep şunu söylüyorum: Çocuklarımızın kulakları kirlenmeden onları doğru müzikleri dinlemeye alıştırmalıyız. O yüzden bir şeyi çalmasından önce iyi bir müzik dinleyicisi olması yönünde çalışmalar yapabilirsek bu gerçekten onun ilerleyen yaşantısında daha
işine yarayacak bir şey olur.

Kulak nasıl kirlenir?

Ben çalışmalarını Türk müziği odağında yapan bir insanım. Bence öncelikle Türk müziğinin duyulması önemli. Bu yanlış anlaşılsın istemiyorum. Bütün müziklerin çok önemli olduğunu, insanın ruhunda çok önemli etkiler bıraktığını düşünüyorum. Ama şahsi kanaatim çocukların -tıpkı dil gibiönce yaşadığımız coğrafyanın müzikleriyle tanışması gerektiği…

Ninnilerle başlayarak belki… Kulağa okunan ilk ezan, çocuğu uyutan ninniler… Bunlar aslında bizim hep geleneğimizde olan tınılar. Tüm müzikler bu etkiyi yaratıyor olmasına rağmen ben gerçekten uluslararası olana buradan varılması gerektiğini düşünüyorum.

Yereli, ulusalı bilmeden evrensele gitmemek gerekiyor o zaman.

Kesinlikle… Diğer müzikleri daha iyi anlamak için önce yaşadığımız coğrafyanın müziğine hâkim olmamız gerekiyor.

Müzik eğitiminde kritik bir dönem var mı?

0-6 yaş, öğrenmek için müthiş bir yaş aralığı diyorlar ya ben buna katılıyorum. Çocuğa bir enstrüman çaldırmak olarak düşünmeyelim bunu. Biraz evvel bahsettiğim çocuğun iyi dinleyici olmasının temelini oluşturacağımız çok güzel bir yaş. 5-6 yaşından itibaren de çocuklar Türk müziği enstrümanlarına başarılı bir şekilde başlangıç yapabiliyorlar.

Sizin öğrenci yelpazeniz çok geniş: 5 yaşında öğrenciniz de var 70 yaşında öğrenciniz de… Arada ne gibi farklar oluyor?

Her birinde ayrı tecrübeler ediniyorsunuz. Fakat deneyimlerim bana gösterdi ki çocuklarla çalışmanın daha değişik bir keyfi var. Çünkü tertemizler, öğrenmeye açıklar; çocuklarda verim almak kolaylaşıyor. Özellikle kulağı şekillendirme boyutunda böyle. Müzik söz konusu olunca hepsiyle çalışmak çok keyifli.

Müzik aleti mi insanı seçer insan mı müzik aletini seçer? Seçimleri neler belirler?

 İnsanın gönül verdiği bir enstrüman vardır. Bazı seçimler ise sıhhatle alakalıdır: Astımı olan bir çocuğun nefesli çalgılar üflemesi ne kadar doğrudur? Kimileri bazı çalgılar için el, parmaklar veya kol uzunluğu gibi fiziksel özelliklerin önemli olduğunu söyler ama ben bunların teferruat olduğunu düşünüyorum. Aslolan insanın enstrümanı seviyor olması.

Sevince elinizi uzatabilirsiniz, diyorsunuz yani.

Evet. (Gülüyor.)

Halk arasında “müzik kulağı” denilen tabirin müzik eğitiminde karşılığı var mı?

Müzik yeteneğine halk arasında müzik kulağı diyorlar bence.

Acaba zor öğrenenler için mi müzik kulağı yok diyoruz? Çünkü bazılarının müzik kulağı var diyoruz.

Kesinlikle yeteneği ifade eden bir cümle. Belki yok demenin de nazik bir yolunu bulmuşlar bilmiyorum ama kesinlikle bir insanın müzik yeteneğinin var olup olmadığını tanımlayan bir cümle aslında.

Birçok ebeveyn, çocuklarının bir müzik aleti çalmaktan çok çabuk vazgeçtiğini, heveslerinin erkenden bittiğini, özellikle uzun süre ders almaktan hoşlanmadıklarını belirtiyor. Böyle durumlarda ne yapmalı?

Çocuklarımızda demin bahsettiğimiz müzik altyapısını oluşturmadan, onlara kültürel birikim vermeden doğrudan bir enstrümanla müziğe başlattığımız zaman çocuk zevk alamıyor; teknik mücadeleyle baş başa kalıyor. Ben müzisyen bir ailede büyüdüm ve kendimi bildim bileli müzisyen olmayı istedim çünkü ailemde böyle bir ortam vardı. Diyeceksiniz ki aileniz müzisyenmiş, normal. Hayır, illa ailenizde profesyonel müzisyenlerin bulunması gerekmiyor; ailede o müzik ortamının olması gerekiyor. Düşünün, anne piyano dinlemiyor, baba piyano dinlemiyor ama çocuk piyano çalmaya çalışıyor… Kitap okuma örneğinde olduğu gibi: çocuk bakıyor ki annesi, babası, abisi, ablası, kimse okumuyor; kendisi niye okusun?

Ya da evlerinde kitaplık yok kütüphane yok.

Aynen buna benziyor. Şu anda imkânlar çok, enstrümanlara ulaşmak zor değil ama dediğim gibi evde bir ortamın olması lazım ki çocuk her zorlandığında o ortam çocuğu çalışmaya teşvik etsin.

Biraz önce ailemden gelen bir ilgiye sahibim dediniz. Peki, bu ilginin meslek seçimine dönüşeceğini nasıl anladınız?

Ailem Türk müziğiyle ilgilenen bir ailedeydi. Kendimi bildim bileli ben müzisyen olacağım dememin sebebi, ortamımdaki o bilgi birikimiydi. Okula devam ederken müzik çalışmalarımı hiçbir zaman bir hobi olarak düşünmedim, hep mesleki bir disiplinle çalıştım. 10 yaşında başladım ud çalmaya hep profesyonel bir disiplinle devam ettim.

 “Müzik ruhun gıdasıdır.” diyoruz. Peki, müziği besleyen bir kaynak var mı?

Kıymetli hocam Neyzen Niyazi Sayın, ‘’Ruh müziğin gıdasıdır.’’ diyor. Bu sözü tersine çeviriyor.

Bence de böyle…

Müziğin diğer sanatlarla, diğer disiplinlerle ilişkisi nasıl?

Diğer branşlarda fikir beyan edip edepsizlik etmek istemiyorum, kendi branşım için şunu söyleyebilirim: Türk müziği disiplinler arası çalışmalar yapılmadan tam manasıyla idrak edilecek bir müzik değil. Çünkü repertuvarımızın büyük bir kısmı sözlü türlere dayanıyor, dolayısıyla edebiyattan anlamak zorundayız. Mimari bilmeliyiz çünkü bu müziğin icra edildiği saray, kahvehaneler, tekkeler, dergâhlar, mevlevihanelerde farklı biçimde bir müzik türü karşımıza çıkıyor. Müzikle tedavi diyorsak sağlık bilimleri giriyor işe. Bu ara çok popüler oldu, müzikle tedavi hastanelerde artık resmî branş olarak görülüyor.

Kıymetli hocam Neyzen Niyazi Sayın, ‘’Ruh müziğin gıdasıdır.’’ diyor. Bu sözü tersine çeviriyor. Bence de böyle…

Söz mekândan açılmışken tematik okulların müzik eğitimindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müzik eğitimi işinin özel bir şekilde yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Örgün eğitimde de çok ciddi çalışmalar yapılmalı, yapılıyor da ama müzisyen yetiştireceksek ilkokul çağlarında işe başlamalı ve bu işi özel ilgiyle devam ettirmeli. Bugün içinde bulunduğumuz mekân da Türkiye’nin Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak açılmış ilk Türk müziği ilkokulu. Disiplinler arası anlayışla tasarlandı ve Türk müziği geleneğine uygun yapıldı. Bireysel çalışma alanları da var odaklanmak için, grup çalışmaları için hazırlanan sınıflar da.

Bireysel öğrenmeyle grupla öğrenme arasında ne gibi farklıklar var?

Bireysel öğrenme, Türk müziğinde çok önemli. Usta-çırak dedikleri birebir eğitim belirli bir aşamaya kadar olmazsa olmazımız, sonra toplu çalışmaların yapılması için birlikteliklere ihtiyaç var.

Siz sadece müzik eğitimi vermiyor, aynı zamanda kitaplar da yayımlıyorsunuz. Bize kitaplarınızın içeriğinden söz eder misiniz?

Okul öncesi dönemi çocukları için Türk enstrümanlarını karikatürize ettiğimiz bir kitabımız ve enstrümanların sesini içeren CD var. İlerleyen yaş grupları için öğrencilerin düzeylerine uygun görsellerle ve değişen içeriklerle oluşturduğumuz başka kitap ve CD’ler var. Ülkemizde Türk müziği çocuk şarkıları repertuvarında uyarlama şarkılar yaygındır. Biz bir repertuvar taraması yaptıktan sonra Türklere ait 600- 800 arası çocuk şarkısı olduğunu tespit ettik. Bazı notalar Osmanlı Türkçesiyleydi, onları günümüz Türkçesine çevirdik ve alana kazandırdık. Bildiklerimizi paylaşmanın müzik eğitimine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Elinize sağlık. Söyleşiye başlamadan bana bir ud gösterdiniz. Udun arka tarafı kesikti. Sorduğumda “Çocuklar için.” dediniz. Müzik aletleri yetişkinler düşünülerek mi yapılıyor?

Genelde öyle. Türk müziği enstrümanlarının çocuk boyları çok yaygın değildi. Ufak tefek denemeler, özel siparişler ustalardan rica edilerek yaptırılıyordu ama sistematik bir tarafı yoktu açıkçası. İzmir’de bir lutiyer ile malzeme ve ses kalitesinden ödün vermeden çalgıların boyutunu küçülttük ve ufak tefek değişiklikler yaparak küçük çocuklara sunduk. Enstrüman üzerinde değişiklik yapma sevdamız yok. Sadece çocuklarımızı küçük yaşta enstrümanlarla hemhâl edebilmemiz için yapmış olduğumuz bir çalışma. Şimdi enstrümanların maliyetini düşürerek herkesin alabileceği bir düzeye getirmek için çalışmalar yapıyoruz.

İnşallah… Bir müzisyenin yaşam öyküsünde okumuştum sanırım, çok küçük yaşlarda alıştırmalar yapmak zorunda olduğu için çocukluğunu dilediği gibi yaşayamadığından bahsediyordu. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çalışmadan başarılı olma ihtimaliniz yok. Çocukluk çağında müziğe başladığınız zaman da böyle bir dezavantaj olabilir ama getirdiklerini düşündüğümüzde buna değer diye düşünüyorum.

Zaten çocuk müzik seviyorsa onunla uğraşmak da kayıp olmasa gerek.

Yetenek dediğimiz şey burada devreye giriyor. O yetenek zaten diğer şeyleri absorbe eden bir şey. Küçük yaşta müziğe başlamış bir insan olarak ben de zorlayıcı ve kolay sakatlanmaya yol açabilecek spor branşlarını yapmaktan kaçınıyordum. Çocuk bir işi severek yaparsa diğer taraflardan feragat etmek zorunda olduğu için değil o işin sevgisi ağır bastığı için yapar. Bu da bir sorun yaratmaz diye düşünüyorum.

ya/da okurları adına size çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.