YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GENÇ OLMAK – Prof. Dr. Acar Baltaş

Otomasyon, yapay zekâ ve dijital teknolojilerle birlikte, yapılan işlerin içerikleri, çalışma şekilleri ve bu alanlarda başarılı olmak için ihtiyaç duyulan yetkinlikler sürekli değişiyor. Sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için bu hızlı dönüşüm dalgasını yakalamak hem gençler, hem de ülke açısından büyük önem taşıyor.

Ergen olmak William Damon’a göre “buluğ çağının başlamasıyla toplumda yetişkin olarak kendini ispat etmek arasında geçen dönemdir”. Bu dönem yaşam becerilerinin kazanılmasında belirleyicidir. Yetişkin olmak her şeyden önce bağımsız bir birey olmak demektir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak, meslek sahibi olmak gibi kişinin bireysel kararlarıyla sorumluluk ve zorunlulukları gönüllü olarak üstlenmeye hazır olmasıdır. Çocukluğunda sıradan gündelik ihtiyaçları aileleri tarafından karşılanan, ev işlerine yardım etmeyen ve hatta okulda yaşadıkları sorunları aileleri tarafından çözülen gençler; sadece önemli kararları verirken değil, basit sorunları çözerken de bocalarlar.

Hayat başarısını üç temel özellik belirler. Bunlardan birincisi kişinin yatkın olduğu işi yapması (sağladığı yararın ötesinde bir işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini unutacak kadar o işin içinde kaybolması), ikincisi çok büyük haz vermese de bir amaca ulaşmak için zora ve zahmete katlanması ve terlemeyi göze alması (odaklanmak ve çok çalışmak), üçüncüsü de insanlara kendini iyi hissettirecek sosyal becerilere sahip olmasıdır (bağ kurmak).

Geleceğin mesleklerinin ne olacağı tam olarak bilinmese de, belirli yetkinliklere sahip olanların bu dönüşüm sürecinde ayakta kalacakları konusunda fikir birliği var. Bu yetkinliklerin başında ilişki yönetimi, iş birliği, eleştirel düşünme, yaratıcılık, yılmazlık ve öz yeterlilik geliyor.

Önem kazanan yetkinlikler

Önümüzdeki yirmi yıl içinde hangi iş ve mesleklerin olacağı konusunda henüz fikir birliği yok. Bazı mesleklerin kaybolacağı, bazılarının öneminin azalacağı ve şu sırada hiç düşünemediğimiz yeni mesleklerin ortaya çıkacağı ön görülüyor. Ancak herkesin hemfikir olduğu konu, bütün iş ve mesleklerin dönüşüm geçireceği. Bir bakıma bugünkü eğitim sistemi hemen bütün dünyada dünkü bilgilerle, bugün var olmayan mesleklere insan yetiştirmeye çalışıyor. Geleceğin mesleklerinin ne olacağı tam olarak bilinmese de belirli yetkinliklere sahip olanların bu dönüşüm sürecinde ayakta kalacakları konusunda fikir birliği var. Bu yetkinliklerin başında ilişki yönetimi, iş birliği, eleştirel düşünme, yaratıcılık, yılmazlık ve öz yeterlilik geliyor.

İlişki yönetimi: İnsanlarla fonksiyonel ilişki kurma becerisidir ve karşıdaki kişiye değerli olduğunu hissettirmekle şekillenir. Bunun için hayatın erken yıllarından başlayarak müzakere, çatışma çözme, zor durum ve insanları yönetebilme becerilerini kazanmayı içine alır. Günümüzde toplumun bazı kesimlerinde egemen olan sesini yükseltenin ve güç kullananın kendine yarar sağladığı anlayışı, geleceğin dünyasında ve iş hayatında geçerli olmayacaktır. Kibarlık önemli bir özellik olacaktır. Kibarlık ve nezaket başkalarını rahatsız etmemek değil, başkalarının rahatsızlığından rahatsızlık duymaktır.

İş birliği: İş hayatında başarı başkalarının önüne geçerek değil, başkalarıyla birlikte kazanılır. Oysa eğitim sisteminin yapısı, başarının önemli ölçüde başkalarının önüne geçmek olarak algılanmasına neden oluyor. Bu anlayışı değiştirmek için bugün çaba harcanıyor, ancak kökleri derinlere giden ve bir ölçüde de insan doğasına uyan bu durumun değişmesi kısa sürede mümkün olmasa da gelecekte yapılacak her türlü iş için iş birliği gerekecektir.

Eleştirel düşünme: Bugünkü eğitim sistemi, verilen seçenekler arasından mutlak bir doğruyu bulmaya yöneliktir. Eleştirel düşünme dogmaları sorgulamayı, sunulan ön yüzün arkasındakileri görmeyi; söyleneni değil, söylenmeyeni duymayı gerektirir. Böylece tek bir doğru cevabı aramak yerine, çeşitli seçenekler içinde muhtemel doğrular arasında ilişki kurmaya ihtiyaç gösterir.

Yaratıcılık: Yapılanı daha iyi yapmanın yetmeyeceği bir dünyada yaşıyoruz. Yaratıcılık, yeni bir şeye varlık kazandırma süreci olarak tanımlanabilir. Yaratıcılık; olmayan bir şeyi icat etme, olan bir şeyi geliştirme, var olanlar arasında bağlantı kurarak, bu bağlantılardan yeni şeyler üretmektir. Yaratıcılık aynı zamanda duruma veya soruna farklı açıdan bakarak, alışılmışın dışında bir çözüm getirmeyi içerir. Bütün bu sürecin temelindeki ön koşul eleştirel düşüncedir.

Yılmazlık ve öz yeterlilik: Yılmazlık sorunla karşılaşan kişinin yeni bir yol izleyerek sorunu çözmek için girişimde bulunmasıdır. Yaratıcılık bu girişimde destekleyicidir. Çözümlerin başarıya ulaşması kişiye öz yeterlilik kazandırır.

Hiç şüphesiz değişimin ivme kazanarak geliştiği bir çağda merak ve öğrenmeye açıklık da büyük rol oynayacaktır. Bu özelliklere mutlaka değişime uyum sağlamak ve belirsiz ortamda akıl ve ruh sağlığını korumayı da ekleyebiliriz. Dünya böyle bir rotada ilerlerken ülkenin gerçek beka sorunu, yirmi yıl sonra ülkeyi yönetecek gençlerin bu ilkeler rehberliğinde eğitilmesi ve hamasetten uzak, bilimsel bakış açısına sahip olmasıdır.

Gençlerin en önemli kaygılarının başında eğitimlerini tamamladıktan sonra iş bulma konusunda karşılaşacakları engeller gelmektedir. Bu konuda yapılan önemli hata, iş aramaya eğitimi tamamladıktan sonra başlamaktır. Hayat için gerekli bilgiler hayatın içinde öğrenilir.

Gençlere öneriler

Gençlerin en önemli kaygılarının başında eğitimlerini tamamladıktan sonra iş bulma konusunda karşılaşacakları engeller gelmektedir. Bu konuda yapılan önemli hata, iş aramaya eğitimi tamamladıktan sonra başlamaktır. Hayat için gerekli bilgiler hayatın içinde öğrenilir. Okudukları disiplin ne olursa olsun, iş bulma şansını, sahip oldukları diplomadan daha fazla artırmak için gençlere önerilerim şunlardır:

  • 15 yaşından başlayarak yaz tatillerinde çalışın. (Garsonluk, satış danışmanlığı gibi işler ilişki becerisini geliştirir.)
  • Okul öğrenci kulüplerinde aktif görev alın. (Emir verme yetkisine sahip olmadığınız insanları yönetmek gerçek liderlik yetkinliğidir.)
  • Sivil toplum örgütlerinde çalışın, bu kurumların sosyal sorumluluk projelerinden birinde liderlik yapın. (Hem sorumluluk, hem liderlik potansiyelinizi geliştirir.)
  • Stajları çok ciddiye alın, mümkünse iki staj yapın. (İş hayatını tanımanıza yardımcı olur, çalışkanlığınız ve gayretiniz o kurumda işe kabul edilmenizi sağlayabilir.)
  • Kendi imkânlarınızla (biriktirdiğiniz parayla) Türkiye’yi gezin. (Bağımsızlık kazandırır.)
  • Yurt dışı çalışma kamplarında bir yaz geçirin. (Ufkunuzu genişletir.)
  • Dil biliyorsanız açık kaynaklardan en az iki sertifika alın. (Öğrenme isteğinizi ve merakınızı gösterir.)
  • Dil bilmiyorsanız, dilinizi geliştirmek için özel gayret gösterin. (Gelişme ve öğrenme isteğinizi gösterir.)
  • Kod yazmayı öğrenin, dijital teknolojideki gelişimlerle ilgilenin. (Çağdaşlığınızın ve kuruma katma değer yaratacağınızın işareti olarak değerlendirilir.)

Yukarda sayılan özelliklerin birkaç tanesine sahip olan bir gencin, girdiği bir iş görüşmesinde “kabul” almaması düşünülemez.

Başarı gurur verir, başarısızlık geliştirir

Gençlere başarısızlığın gelişme yolunda bir fırsat olduğu anlatılmadığı için başarının en büyük erdem olduğuna inanmaya devam ediyorlar. Başarısızlık ve gerçekçi bir geri bildirim insanın kendisini geliştirmesi yolundaki en büyük fırsattır. Ne yazık ki gençler bu gerçeği fark edecek yerde, başarısızlıklarına dış sebepler bulunarak rahatlatılıyorlar. K. Blanchard’ın dediği gibi, “geri bildirim şampiyonların kahvaltısıdır.” Gençlerin bir bölümü aşırı besleniyor ancak bu değerli kahvaltıdan onları çok seven aileleri tarafından yoksun bırakılıyor ve psikolojik bağışıklık sistemleri gelişmemiş yetişkinler olarak hayat sahnesine çıkıyorlar.

Potansiyel, konfor alanının dışında ortaya çıkar. Ders çalışmaktan ve akademik başarı hedefi konusunda mücadele etmekten başka hiçbir sorumluluk almamış ve hiçbir baskıyla karşılaşmamış olan gençlerin yetişkinliklerinde, önlerine çıkan engelleri aşmalarını ve hayatla mücadele etmelerini beklemek gerçekçi değildir.

Disiplin

Bir devlet okulu olan İstanbul Erkek Lisesinde sekiz yıl Alman hocalardan aldığım eğitim sürecinde öğrendiğim önemli derslerin başında; disiplinin çoğunlukla inanıldığı gibi baskı ve zorlama değil, tutarlılık olduğu gerçeği gelir. Bu da her gün düzenli olarak yapılan küçük şeyler sonucu kazanılır. İnsanları hayatta başarıya götüren de her gün düzenli olarak yaptıkları küçük şeylerdir. Kişi bir şeyi nasıl yaparsa, her şeyi öyle yapar. Yaptıklarının hepsinin kişiye haz duygusu vermesi beklenemez. Çünkü dünyada hiç kimse gününün tamamını kendine haz veren etkinliklerle geçirmez. Çocuk yaştan başlayarak angarya gibi gözüken işler insana alçak gönüllülük, çalışma ahlakı ve iş disiplini kazandırır. Hayatın içinde erken yaşlarda geliştirilen bu sorumluluk, yetişkinlik döneminde hesap verme duygusunu ve vicdani değerleri oluşturur.

Bütün dünya Covid-19 pandemisi nedeniyle önemli bir kriz döneminden geçiyor. Kriz alışılmış çözümlerin sonuç vermediği özel durumlara verilen isimdir ve bu durumlar uzun yıllar alacak değişimlerin, kısa zamanda yapılarak hayata geçmesini sağlar. Bu kriz sonrasında da dünyanın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağından emin olabilirsiniz.

Krizden sonra

Bütün dünya Covid-19 pandemisi nedeniyle önemli bir kriz döneminden geçiyor. Kriz alışılmış çözümlerin sonuç vermediği özel durumlara verilen isimdir ve bu durumlar uzun yıllar alacak değişimlerin, kısa zamanda yapılarak hayata geçmesini sağlar. Bu kriz sonrasında da dünyanın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağından emin olabilirsiniz.

Meydana gelecek dönüşüm, gençlerin hayatında iki büyük değişikliğe neden olacaktır. Bunlardan biri uzaktan eğitim, diğeri de evden çalışmanın yaygınlaşmasıdır. Bu kriz süreci yıllar sürecek ve çeşitli engellemelere takılacak önemli değişimlerin en kısa zamanda yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Bunun sonucunda eğitimin niteliği yükselecek, çalışma hayatında verimlilik artacaktır. Bugün eğitim döneminde olan gençler bu dönüşümün öncüleri olma şansına ve gururuna sahip olacaktır. 

Sonuç

Bir hayatın içinde acı, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık ve hayal kırıklığı yoksa o hayat anlamsız ve boş bir hayattır. Gençleri hayatın kolay tarafına çektikçe ve her şeye hakları olduklarına inandırdıkça onlara iyilik etmez, potansiyellerini hayata yansıtmalarına engel olur ve üstelik niyetimiz bu olmadığı halde, uzun vadede yetersiz kılar ve mutsuz ederiz.

En son yaşadığımız kriz, hem ülke sınırları içinde hem de dünya üzerinde hayatlarımızın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermiştir. Bu nedenle, “dünyada en iyi olmak” gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal peşinde olmak yerine, “dünya için iyi bir insan olmaya çalışmak” hem daha gerçekçi, hem de çevresindekileri hayat yolculuğunda mutlu edecek bir hedeftir.