UZAKTAN EĞİTİMİN KAHRAMANLARI – TRT EBA TV

Coronavirüsün dünyadaki yayılımı ve Bilim Kurulunun verileri doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığının okullardaki eğitime ara verilmesi kararı ile başlayan uzaktan eğitim kapsamında; ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri TRT-EBA TV ve Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden eğitim görüyor. Bu süreçte görev alarak kamera karşısına geçen ilkokul öğretmenlerimizden bu tecrübelerini YA DA ile paylaşmalarını istedik ve onlara şu soruları yönelttik:

  1. Kamera karşısında kendinizi nasıl hissettiniz?
  2. Çekimler sırasında en çok zorlandığınız konu neydi?
  3. Sınıfta öğretmenlik yapmakla kamera karşısında öğretmen olmanın farkını anlatır mısınız?

1.SINIF

Özlem Arslan
İstanbul/Beyoğlu- Muallim Cevdet İlkokulu

Daha önce kamera deneyimi olmayan birisi olarak arka planda verilen emeğe şahit olmak, ders içeriklerinin ve sunumların hazırlanması aşamasında şahit olduğumuz hassasiyet beni heyecanlandırmış
olsa da en iyi sonuca ulaşmak için 20 dakikalık dersin tekrar tekrar çekilmesi oldukça yordu ve itiraf etmeliyim ki biraz moralimi bozdu.

Çekimler devam ederken biz birçok defa aynı dersi çeksek de çocuklarımız bunu ilk defa izleyecekti.Dolayısıyla onuncu tekrarda dahi ilk sefermiş gibi canlı ve ilgi çekici ders anlatmam gerekiyordu. Bu durum oldukça yorucu ve zorlayıcıydı.

Diğer bir konu ise; sınıf ortamında öğrencilerden doğrudan reaksiyon alarak dersin duygusal seyrini belirleyebiliyor, doğaçlama ile dersi daha rahat anlatabiliyorken tüm Türkiye’deki öğrencilere hitap etmek ve tek bir öğrencinin dahi hassasiyet noktasına zarar vermemek adına kelimelerimizi ve anlatım şeklimizi özenle belirliyorduk. Bu konuda bakanlığımız ve TRT ekibi bize destek oldular.

Öğrencilerimin gözünün içine bakarak, onların sorularıyla şekillenen dersi anlatmak benim ilham kaynağımmış; bir kez daha anladım.

Zeliha Taşdemir
İstanbul/Beyoğlu- Muallim Cevdet İlkokulu

Kamera karşısına ilk kez geçmeme rağmen rahattım. Karşımda öğrencilerin olduğunu hayal ettim. Çünkü kendimi en rahat ifade edebildiğim yer öğrencilerin karşısı.

Bu süreçte beni en çok zorlayan konu zamanın kısıtlı olmasıydı. Çok kısa sürede en iyi işi çıkarmaya çalıştık. Günlük 3-4 saatlik uykuyla çalışmak ilk
zamanlarda zorladı. Bir yandan içerik hazırlayıp bir yandan çekime girme telaşı yaşadık ama hepsi çok güzel bir deneyim oldu benim için.

Sınıf, benim evim gibidir; öğrenciler de kendi evladım. Bu süreçte sınıfımdaymışım ve onlar karşımdaymış gibi hayal ettim. Tabii hayal etmek
de bir yere kadar etkili oluyor. Öğrencilerin sesini duymadan, onlarla etkileşime geçmeden, ellerini tutmadan ders anlatmak ve bir kazanım vermeye çalışmak gerçekten çok zordu. Öğretmenliğin en güzel yanı çocuklarla sürekli etkileşim ve iletişim hâlinde olmakken, biz bu süreçte ondan mahrum kaldık. Öğrencilerimin gözünün içine bakarak, onların
sorularıyla şekillenen dersi anlatmak benim ilham kaynağımmış; bir kez daha anladım.

Bu sürece dâhil olurken tek bir düşüncem vardı; ülkemin çocuklarına yararlı olabilmek. Bunu gerçekleştirebildiysem, çocukların yüzünde bir
tebessüm, kalplerinde bir sevgi oluşturabildiysem ne mutlu bana. Çocuklardan, öğretmenlerden ve ebeveynlerden gelen dönüşler gösterdi ki hepsinin evine ve gönlüne misafir olmuşuz, o sıcak mutluluğu yaşatmışız. Amacı çocukların mutluluğu olan her projede elimden gelen desteği vermeye hazırım.

2.SINIF

Gül Akbaba
İstanbul/Avcılar – Leyla Bayram İlkokulu

Sınıfta aslında sizi bir kamera gibi takip eden onlarca öğrenci var ancak onların gözlerinden aldığınız enerjiyi ve etkileşimi kameralardan almak
pek mümkün değil. İlk anlatımlarımda kendim olamadım hâliyle. Fakat üçüncü çekimden sonra artık kamera olduğunu bile unuttum, karşımda
öğrencilerimin olduğunu hayal ettim ve doğal davranmaya başladım.

Bir öğretmen için en önemli noktalardan birisi ders anlatımında geri dönütler alabilmektir. Bu yüzden en çok zorlandığım konu karşımda öğrenciler varmış ve onlarla bir etkileşim kuruyormuş gibi davranmaya
çalışmaktı. Çocuklardan cevap alma süresini ayarlamaya çalışmak da en başta beni çok zorladı ama sonra alıştım.

Sınıfta çocukların samimiyeti, masumluğu, enerjisi sizin her şeyinize yansıyor. Daha enerjik daha sevecen oluyorsunuz. Kamera karşısında
anlatım yaparken hep kendi sınıfımı ve çocuklarımı düşündüm. Onların samimiyetini ve enerjisini aklıma getirmeye çalıştım. Kendimce bir sınıf ortamı yaratmaya çalıştım. Aksi takdirde monoton ve soğuk bir anlatımdan öteye gidemezdim.

En çok karşımızda çocuklarımızın bize çipil çipil merakla bakan gözlerinin olmaması; seslerini, nefeslerini duymamak zorladı ilk zamanlar beni.

Yasemin Başlantı
İstanbul/ Beykoz- Fatinhoca İlkokulu

Kamera karşısına geçtiğimde inanılmaz heyecanlandım. Mesleğe ilk başladığım gün gibi, birazdan sınıfına ilk defa girecek gibi. İlk “Kayıt”
dediklerinde hissettiklerimi anlatacak kelime hazinem yok. Bir çırpıda bitti ders. Ne dedim, kime dedim, bir önce hangi cümleyi söyledim fark etmeden bitti. Devam edin süreniz var dediklerinde, sürem var da nefesim yok gibi hissettim. Bıçak gibi saplandı öğrencisiz ne kadar eksik ve anlamsız olduğumuz duygusu.

En çok karşımızda çocuklarımızın bize çipil çipil merakla bakan gözlerinin olmaması; seslerini, nefeslerini duymamak zorladı ilk zamanlar beni.
Sınıfta söylediklerimizi yanlış olsa da düzeltme imkânımız var. Karşılıklı konuşma var, duygu aktarımı var, çocukların bizi uyarması durumu var. Sorularıyla, meraklarıyla dersi şekillendirenler öğrencilerimiz. Kamera karşısında -mış gibi düşünmek- o an bir yandan anlatırken, bir yandan kafanda senaryosunu düşünmek gerekiyor. Akıcı olmalı ama aynı zamanda söylediğin her şeye de dikkat etmelisin. Her cümlenin mesuliyetini taşıyorsun.

Gerçekten sınıfta öğretmenlik yapmak çok daha kolay. Sosyal medyada “Çocuk yok, karşılarında, dur demiyorlar, sus demiyorlar, ne var öyle anlatmakta!” diyenleri duyduğumuzda en çok bu üzdü sanırım
bizi. Biz öğretmeniz, garip geldi bana bu düşünce. Oysa tam tersi, ne kıymetliymiş o dur demelerimiz, defalarca tekrar etmelerimiz. Fakat birkaç ders sonra sorduğum sorulara verdikleri cevapları duydum.
Gördüm o parmak kaldıran ellerini. Ben “Nasılsınız bakalım bugün?” dediğimde? “Siz nasılsınız?” diyerek karşılık vermelerini. Hissettim saçımı, kaşımı, gözümü nasıl incelediklerini. Söylediğim şarkılara eşlik edip,
haydi kalkın bakalım ayağa dediğimde kalktıklarını gördüm. İpucu verdiğimde heyecanlandıklarını, “Aaa, cevap neymiş, bulamadım siz yardım edin haydi!” dediğimde gülüştüklerini gördüm.

3.SINIF

Esra Engin
İstanbul/Küçükçekmece – TOKİ Ertuğrul Gazi İlkokulu

Öncelikle uzaktan eğitim sürecinde yer almaktan gurur duydum. Ufak tefek kamera deneyimlerim olmuştu ama bu bambaşkaydı. Tek başıma
çocuklarım olmadan dersi anlatmak zordu. Bir iki çekimden sonra hep hayal ettim, kamera değil de onlar vardı karşımda. Sınıfta hissedip öyle anlattım dersimi. Hep mutlulukla anlattım.

Çekimler sırasında zorlandığım bir durum ile çok karşılaşmadım. Sadece çok yorgun olduğum zamanlar vardı. Dilim dolandı, kelimeleri telaffuz
edemedim. İçeriklerin az olması zorladı bazen de. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı da çok daha kaliteli çalışmalar yapabilseydik.

Sınıfta öğretmenlik yapmak her zaman için daha keyifli. Yeterli şekilde konuyu aktarabildim mi, anlamayan çocuğum var mı, ek çalışma yapmalı
mıyım? gibi soruların cevabını alamıyorsunuz. Konuyu anlattım, bir de ekrandan çalışma kâğıdı verebilsem değmeyin keyfime:) Öğretmenlik sevgi
işi emek işi. Sevgimi ekrandan hissederler mi? Bilemedim. Yayına girdikten sonra güzel dönüşler aldım velilerden en önemlisi de çocuklardan. Sınıfta
olsa bir saçını okşar yanındayım hissi veririm. Gözlerinin içine bakar derdini anlarım. Ekrandan zor bu işler.

Gonca Kiriş
İstanbul/ Esenler- Tacirler Eğitim Vakfı İlkokulu

İlk başta çok gergin ve heyecanlıydım. Daha sonra gerginliğim tamamen geçti. Bu süreçte yönetmenlerimiz bize çok destek oldu. Diğer yandan, anlattığımız dersin Türkiye’nin her yerindeki çocuklara ulaştığını düşünmek mutluluk vericiydi.

Kamera karşısında hareket alanımız çok kısıtlı. Biz sınıf öğretmenleri çocuklarla oyun oynamaya, dans edip şarkı söylemeye alışığız. Bu konuda zorlandım. Bir de kameraya bakarak soru sorup, cevap gelirmiş gibi davranmak biraz zordu.

Sınıfta soru sorunca çocuklardan hemen cevap alıyoruz. Fakat kamera karşısında böyle bir şansımız yok. Ne cevap geleceği hakkında tahminlerde bulunup, kendi sorumuza kendimiz cevap veriyoruz. Sınıfta çocuklarla beraber oyun oynuyoruz, eğleniyoruz Kamera karşısında böyle bir şansımız yok. Belirli oyunları tarif edip, derse katılmalarını isteyebildim. Sınıfta ders
anlatırken unuttuğumuz, eksik geçtiğimiz yerleri sonraki derslerde anlatabiliyoruz. Kamera dersi kaydedip, ders yayına girince böyle bir şansımız olmuyor. Dersi anlamamış öğrencilerin eksiklerini tamamlayamıyoruz. En önemlisi kamera karşısında öğrencilerimizin gülücüklerini, sevimli hareketlerini, cıvıltılı konuşmalarını duyamıyoruz.

Kamera karşısında hareket alanımız çok kısıtlı. Hareketlerimi sınırlandırmam gerekti. Biz sınıf öğretmenleri sınıfta çocuklarla oyun oynamaya, dans edip şarkı söylemeye alışığız. Bu konuda zorlandım.

4.SINIF

Özlem Yıldız
Ankara / Pursaklar Saray İlkokulu

Kamera karşısında ilk duygum heyecan oldu. Sonrasında ise yapmam gereken işin sorumluluk duygusu daha ağır bastı. Böyle bir görevde yer
almaktan gurur duydum. Karşımda öğrenci varmış gibi anlatıp sorular
sorduğumda dönüt gelmediği için zorlandım. Ne kadar süre bekleyip ne zaman devam etmem gerektiğini tam olarak kestiremediğim için en çok bu
noktada sıkıntı yaşadım.

Sınıfta öğretmenlik yapmakla kamera karşısında öğretmenlik yapmanın benim için tek farkı öğrenci ile iletişim olmaması oldu.

Öğrencilerin gözlerine bakamamak, doğru cevap verdiklerinde yaşadıkları sevinci gözlemleyememek, mesleğin en güzel melodisi olan “öğretmenim, öğretmenim” kelimelerini duyamamak, zorlandıklarında ipuçları ile onları yönlendirememek beni zorlayan durumlardı.

Serkan Demir
İstanbul Beşiktaş Bilim ve Sanat Merkezi

18 yıldır görev yapan bir sınıf öğretmeni olarak uzaktan eğitim sürecinde heyecanlandığım anların olması ile birlikte önceden kamera karşısında ders anlatmama rağmen beni zorlayan durumlar da oldu. Uzaktan eğitim ile ülkemizdeki bütün dördüncü sınıf öğrencilerine ulaşmak, onlarla birlikte ders işlemek, onların hayatlarına dokunmak fikri beni çok
heyecanlandırdı.

Öğrencilerin gözlerine bakamamak, doğru cevap verdiklerinde yaşadıkları sevinci gözlemleyememek, mesleğin en güzel melodisi olan “öğretmenim,
öğretmenim” kelimelerini duyamamak, zorlandıklarında ipuçları ile onları yönlendirememek beni zorlayan durumlardı. Ayrıca bizler sınıfta sürekli
hareket hâlindeyizdir. Kamera karşısında sabit bir şekilde durmak da zorlandığım durumlardan biri oldu. Çekimler esnasında kollarımı rahatça hareket ettirmek, yürümek, slaytta yazan önemli yeri ellerimle göstermek istediğimde yönetmenlerimizin tatlı uyarılarını aldığım çok oldu.

Uzaktan eğitim sürecinde yaşadıklarımın mesleki gelişimime önemli katkıları oldu. Bir öğretmen olarak derste işleyeceğiniz konuya hâkim olabilirsiniz ve onu sınıfınızda yani konfor alanınız içerisinde
işleyebilirsiniz. Ancak konfor alanınızın dışında tüm öğrencilerle ders işlemek, konunun öğrenilmesini sağlamak, süreci kolaylaştırmak beni mesleki anlamda geliştirdi.