TÜRK İĞNESİNİN MUCİZESİ: OLGUNLAŞMA ENSTİTÜLERİ – Semra Kır Şimşek

Semra Kır Şimşek

Yüksek öğretimin henüz yaygınlaşmadığı yıllarda kız enstitülerini bitiren öğrencilerin devam edecekleri üst eğitim kurumunun olmaması, kızların mesleki becerilerini tecrübe edecekleri yeni bir üst öğretim kurumunun açılmasını gündeme getirmiştir. Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve Müsteşar Rüştü Uzel döneminde mesleki ve teknik eğitimde somut girişimler meydana gelmiş, 1945-1946 öğretim yılında kız çocuklarının becerilerini geliştirmek amacıyla ilk Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü açılmıştır.

Türkiye’deki birçok kız enstitüsünün kurulmasında emeği olan İstanbul Olgunlaşma Enstitüsünün kurucu müdürü Refia Övüç, Olgunlaşma Enstitülerinin kurulmasını şöyle anlatmaktadır: 

“Olgunlaşma Enstitüsü kafamda, Nişantaşı Kız Enstitüsünden mezun olan ama ne yapacaklarını bilemeyen otuz genç kızımızın durumu nedeniyle şekillendi. 1942 yılında kurduğum Nişantaşı Kız Enstitüsünde, okul idaresi olarak mezun olacak kızlarımızın geleceğini düşünmemiz gerekiyordu. Kimisi Ankara’da yeni açılan İsmet Paşa Kız Enstitüsü sınavına girip meslek öğretmeni olmayı düşünüyordu. Peki ya diğerleri? Ya ev kızı olacaklar ya da mezun oldukları alanda bir iş bulup çalışacaklardı. Oysa enstitüyü bitiren kızların seçecekleri meslek üzerine atölyelerde staj yapmaları gerekiyordu. O yıllar dikiş, nakış, çamaşır, çiçek gibi meslekler tamamen yabancıların elindeydi. Yalnızca iki Türk hanımın atölyesi vardı. Birisi Güzide Hanım, diğeri Calibe Hanım… Yalnızca birkaç kızımıza çalışma imkânı sağlayabilirlerdi. Kızların istikbali tıkalıydı kısacası…”

Refia Övüç, kız çocuklarının enstitülerde aldığı eğitime iş tecrübelerinin de ilave edilmesi gerektiğini savunmaktaydı. Bir atölyenin açılması, müşterinin karşılanıp uğurlanması, siparişlerin alınıp doğru bir şekilde modele uygulanmasının ancak tatbiki yapıldığında fayda getireceğini düşünen Refia Hanım, bu düşüncelerinin hayat bulması amacıyla dönemin Teknik Öğretim Müsteşarı Rüştü Uzel’e bir atölye kurulmasının gereğini bir raporla anlatmıştır. Bilhassa terzilik mesleğini Türk kadınları arasında yaygınlaştırmak, tasarrufu bilen ve kendi kendine yeter bireyler yetiştirmek arzusu bakanlık tarafından da desteklenerek İstiklal Caddesi’nde bulunan bir bina satın alınarak kurulacak enstitüye tahsis edilmiştir.

14 Ekim 1945’te 161 öğrenciyle açılan İstanbul Olgunlaşma Enstitüsü ile
Kız Enstitülerinden ve aksam sanat okullarından mezun mezun olan
öğrencilerin meslek sahibi olmaları yolunda büyük bir adım atılmıştır.27
Mezun öğrencileri kabul ederek onların “meslekte olgunlaşma”larına atfen
“Olgunlaşma Enstitüsü” adıyla anılan okul, yüzlerce genç kız için iş sahası hâline gelerek onların ticari hayata alışmalarını sağlamıştır.28

Pratik eğitim üzerine kurulan olgunlaşma enstitülerinin o yıllardaki sanat dalları, biçki dikiş (manto, tayyör, elbise, abiye elbiseler), moda-çiçek, renkli nakış (beyaz iş), sırma Maraş işi, Türk işi, elbise nakışı (fantezi nakışlar, yatak örtüleri, örtüler), çamaşır ve resimdi. Daha sonra farklı el sanatları dallarında da eğitim verilen enstitülerde, hazır giyimin gelişmesiyle
konfeksiyon atölyesi kurulmuş, sonraki yıllarda eğitim yelpazesi birçok sanatı içine alacak şekilde genişlemiştir.29 Öğrenciler kayıt yaptırdıktan sonra olgunlaşma enstitülerinde iki yıl sürecek mesleki eğitime başlamaktaydı. Eğitimini başarılı bir şekilde bitiren öğrencilere “bitirme
belgesi” verilmiş, mezun öğrencilerden istekli olanlar, okulun döner sermaye atölyelerinde çalışarak ücret almıştır.30

Türkiye Cumhuriyeti’nin bilhassa giyimdeki modernleşme çabalarının
kurumsallaştırıldığı olgunlaşma enstitüleri, bir anlamda devlet modasının
da tohumlarının atıldığı yer olmuştur.
Zira iyi bir akademik eğitim veren ve kızları iş yaşamına hazırlayan enstitüler, bürokrasideki hanımefendileri ve özel tasarıma ilgi duyanları giydiren kurumlar olarak hafızalarda yer etmiştir.31
Olgunlaşma enstitüleri, hem devlet yöneticilerinin eşlerinin hem de yabancı misafirlerin ziyaret ettikleri protokol kurumları olarak modern ve geleneksel kültürün izlerini taşıyan koleksiyonları görme fırsatı bulan misafirler için her dönemde bir “vitrin” vazifesi görmüştür.32
Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük uluslararası organizasyonlarda, yabancı devlet görevlilerinin bayan eşlerinin ilgi duyacağı programlar için bilhassa olgunlaşma enstitüleri tercih edilmiştir.
Bunun en önemli nedeni, hiç şüphesiz kısıtlı süre içinde defile sunumu ve müze, atölye ziyaretleriyle ülkenin kültür ve el sanatları zenginliklerini göstermede enstitülerin oldukça etkili olmalarıdır.

Sophia Loren yanında İtalyan film yapımcısı Carlo Ponti’yi de ağırlayan
olgunlaşma enstitüleri İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, eşi ve kızı için de bir program düzenlemiştir. Kraliçe’nin Türkiye’yi ziyareti esnasında Ankara Hipodromu’nda Kraliçe onuruna bir at yarışı ve Ankara Olgunlaşma Enstitüsü tarafından bir defile düzenlenmiştir. Atların çektiği kupa
arabalarındaki mankenlerin sunumu programda oldukça ilgi toplamıştır.33

Olgunlaşma enstitülerinde, sadece misafirler ağırlanmamıştır. Bilhassa fuar
ve defilelerle yurt dışında kendini gösteren olgunlaşma enstitüleri dönem dönem bazı kraliyet ailelerinin düğünlerinin ya da ülke hediyelerinin hazırlandığı kurumlar olmuştur. 1953 yılında Lüksemburg veliahdının evlenmesi dolayısıyla İstanbul Olgunlaşma Enstitüsünde 18 kişilik sofra
takımı hazırlanmıştır. 1951 yılında aynı enstitü tarafından İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin düğünü için Enstitüde yapılan 52 parçalık hediye ise bir toplantıyla basına tanıtılmıştır.34

Olgunlaşma Enstitüsünün açılmasıyla burada yetişen öğrenciler azınlıkların ve modanın merkezi olan İstiklal Caddesi’ndeki ilk Türk terziler sayılabilir. İstanbul Olgunlaşma Enstitüsünün bir moda-sanat okulu olarak Beyoğlu’nda kendini ispat etmesi özel moda girişimcilerine de ilham olmuştur. Hatta ünlü modacı Vitali Hakko’nun, Beyoğlu’nda dükkânını açarken Refia Övüç’e “Refia Hanım siz burada olmasaydınız ben bu
dükkânı açmaya cesaret edemezdim.” demesi, Olgunlaşma Enstitüsünün
İstiklal Caddesi’nde Türk dükkânlarının artmasına katkısının kuşkusuz en güzel örneklerindendir.35

1950’ler dünyada modanın merkezinin Paris’ten Hollywood’a kaydığı yıllar
olarak bilinmektedir.36 Türkiye’de bu dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılar kadınların çoğuna elbiselerini kendilerinin dikmeleri zorunluluğunu getirince enstitülere rağbet artmıştır. Söz konusu
dönemde Olgunlaşma Enstitüsünün katkısıyla teşekkül eden Türk modasından bahsetmek mümkündür. Yerli unsurların sentezlenerek oluşturulduğu bu giysiler gazete ve mecmualarda “Türk modası”
olarak ifade edilmiştir.37 Fransız ya da İtalyan modası kadar güçlü olmasa
da bu modanın en önemli özelliği beslendiği millî kaynakların giyim
ürünlerinde vurgulanmasıdır. Neredeyse “millî dava” olarak ele alınan Türk modası oluşturulurken yerli kumaşların kullanılması, yerli motiflerin işlenmesi, müze ya da sandıklardaki giyim zevkinin sokağa çıkarılarak tüm dünyayı etkilemesi arzulanmıştır.38

Enstitülerin bilhassa giyim bölümlerinin tarihsel zenginliklerden
istifade etmesi, onları sıradan bir moda atölyesi olmaktan çok daha üstün bir seviyeye çıkarmıştır. Giysilerin kültürel dışavurumun ifadesinden uzaklaşarak tamamen endüstriyel dünyanın bir parçası hâline gelmesi, olgunlaşma enstitülerini misyonundan uzaklaştırmamıştır.
Geleneksel motiflerle bezeyerek kültürel anlam katılan kıyafetler her zaman “sanat eseri” olarak görülmüştür.39

İstanbul’dan sonra artan rağbet üzerine Ankara, İzmir, Eskişehir, Samsun’da yenileri açılan olgunlaşma enstitüleri bugün 23 şehirde 24 kurum olarak hizmet vermektedir. Cumhurbaşkanlığı himayesinde ve Millî Eğitim Bakanlığının öncülüğünde 2019 yılında Türkiye’deki olgunlaşma enstitülerinin kuruluş misyonunun zenginleştirilerek dünya çapında kurumlar olması amacıyla bir proje başlatılmıştır. Bu kapsamda
yakın zamanda enstitüler için bir marka oluşturularak özel tasarım olup tamamen el işçiliğiyle hazırlanan bir koleksiyonla İstiklal Caddesi’ndeki Enstitü binasında mağaza açılması planlanmaktadır. Projede
ayrıca enstitüleri benzer kurumlardan farklı kılan tasarım ve kalitenin
sürdürülebilir olması adına bir akademi kurulmasına yönelik hazırlık yapılmaktadır. Böylece tüm enstitülerin çağdaş tasarım anlayışlarıyla geleneksel el sanatlarına ve Türk giyim kültürüne benzersiz eserler
katması için öğretmen ve öğrencilerin özel eğitim programlarıyla donatılması hedeflenmektedir.