SOSYOLOJİNİN KAMÇILADIĞI MERAK DUYGUSU, SİNEMA YAPMAMA BÜYÜK DESTEK OLMUŞTUR-PELİN ESMER’LE SÖYLEŞİ: Esra Ballım


PELİN ESMER

Hızlı ve sığ geçen bu zamanlarımızda bir Pelin Esmer filmi insanı yatıştırıp derinleştirebiliyor. Anda kalmanın kıymetini, yaşamın zahmetini ve inceliklerini anlatıyor filmlerinin her karesi. Pelin Esmer güçlü ve çağdaş bir hikâye anlatıcısı. Günlük hayatta başımızı çevirip geçtiğimiz pek çok insanın, mekânın ve zamanın motiflerini gösteriyor ve sıradanlığın özünde ne çok dünyayı barındırdığına işaret ediyor. Pelin Esmer bu ülkeyi, bu ülkenin müstesnalarını da, monotonlarını da en güzel şekilde anlatan sinemacılardan biri. Gelin kendisini daha yakından tanıyalım:

“11’e 10 Kala” Filminden

Sinemayla yollarınız nasıl kesişti?

Sinemaya ilgim çocukken annemin beni götürdüğü sinemalarda başladı, lise ve üniversite yıllarında İstanbul Film Festivali’nde izlediğim yüzlerce filmle pekişti. Sosyoloji okurken insana dair iyice artan merakım sinema ve edebiyat sevgimle birleşti. Zihnimi kurcalayan sorularımın peşine düşmek için en iyi yol sinema olacaktı, bunu üniversitenin sonuna doğru anlamıştım.

Yönetmen Yavuz Özkan’ın sinema atölyesine katılmışsınız. Yine yönetmen Osman Sınav ile Deli Yürek filminde yönetmen yardımcısı olarak çalışmışsınız. Bu süreç size neler kazandırdı?

Yavuz Özkan’ın tamamen kendi imkânları ve çabalarıyla açtığı Z1 Film Atölyesinin ilk öğrencilerinden oldum. Orada çok önemli yönetmenler, yazarlar, fotoğrafçılar, kameramanlar, sinema eleştirmenleri, müzisyenler, her alandan önemli sanatçılar hocalarımız oldu. Dersler, seminerler ve söyleşilerin yanı sıra Yavuz Bey’in Bir Erkeğin Anatomisi filminin setinde çalışmak gibi bir fırsata da sahip oldum. Çok müteşekkirim. Osman Sınav’ın Deli Yürek adlı sinema filminde yönetmen yardımcısı olarak çalıştım. Uzun süren, büyük, sert, öğretici bir prodüksiyondu. Ama daha öncesinde profesyonel olarak çalıştığım ilk büyük set Ziya Öztan’ın Cumhuriyet filmi olmuştur, yönetmen yardımcısı olarak çalıştığım ilk setti. Ardından rahmetli Ömer Kavur’un da ortak yapımcı olduğu Elizabeth Regard’ın Danimarka yapımı Gönlümdeki Köşk filminde yardımcı yönetmenlik yapmıştım. Çalıştığım bu üç film de bana oldukça önemli tecrübeler kazandırmıştır.

“Hayatın akışı içinde her an olmaya hazır sizi etkileyecek bir olayı, anı yakalamak için tüm duyu organlarınızı ve sezgilerinizi sonuna kadar kullanmanız gerekiyor. Belgesel, insana bunları fark ettirmeden öğretiyor.”

Sosyoloji eğitimi almanızın filmlerinize ne tür etkileri oldu?

Eğitimim sırasında okuduklarımız, konuştuklarımız, tartıştıklarımız, izlediğimiz etnografik filmler, her şeyden önce de “sosyolojinin kamçıladığı merak duygusu” sinema yapmama büyük destek olmuştur.

Tarzınız kurmaca ve belgesel arasında bir yerde duruyor. Hangisinin diğerine yaklaşmasını tercih ediyorsunuz? Bu tür melez formlardan daha kazançlı çıkan kurmaca mı oluyor?

Her ikisi de birbirini besliyor. Kurmacaya, belgeselde edindiğim bazı yöntemler, mesela oyuncu olmayan insanlarla çalışma tecrübesi, kısıtlı imkânla çalışma, bulunduğum ortamın koşullarına göre bir yapım sürecine adapte olma, farklı anlatım dilleri deneme gibi şeyleri taşıyorum, belgesele de kurmacada edindiğim bazı estetik unsurları, ses tasarımını, kamera kullanımı ve yine farklı montaj tekniklerini taşımaya çalışıyorum. Ama bunlar iç içe geçmiş tecrübeler, hangisinin nereden beslendiği her zaman o kadar net değil, bu geçişken alanın verimli bir toprak olduğunu düşünüyorum.

Sinema dilinizi yansıtmada belgeselin sağladığı imkânlar nelerdir?

Zor şartlarda, sadece bir kez gerçekleşecek, tekrarı olmayan anları yakalamada bir maharet geliştirmeniz gerekiyor. Hayatın akışı içinde her an olmaya hazır sizi etkileyecek bir olayı, anı yakalamak için tüm duyu organlarınızı ve sezgilerinizi sonuna kadar kullanmanız gerekiyor. Belgesel, insana bunları fark ettirmeden öğretiyor.

Filmlerinizden 11’e 10 Kala’da ‘Mithat’ın, Gözetleme Kulesi’nde ‘Nihat’ın ve İşe Yarar Bir Şey’de ‘Şair Leyla’nın kendilerine özgü mekânları var. Mekânı karaktere göre mi belirliyorsunuz?

Mekânlar da birer karakter olabilirler duruma göre. Yani karakterinizin mekânı olmanın ötesine bile geçebilir bazen. Bir mekân insana bir hikâye, senaryo yazdırabilir diye düşünüyorum. Bir duyguyu, bir olayı öyle bir atmosferde hayal etmişsinizdir ki, o mekânı bulur, karakterinizi o mekâna yerleştirebilirsiniz.
Diğer yandan karakterlerimin mekânlarını bulmak için epey düşünüp, mekânları geziyorum tabi. Ön çalışmanın en sevdiğim kısmı mekân araştırması. Senaryodaki karakterim kendinden ve sıkıştığı durumdan kaçmaya çalışan, yerleşik değil de bir yere sığınan biriyse, Gözetleme Kulesi’ndeki Nihat gibi mesela, bir yangın gözetleme kulesini hayal edebiliyorum onun mekânı olarak. 11’e 10 Kala’da Mithat Bey’in mekânı zaten filme başlı başına ilham olmuş, onun koleksiyonlarıyla tuğla tuğla ördüğü bir koza, dolayısıyla karakterle iç içe geçmiş bir mekân zaten. İşe Yarar Bir Şey’de seçtiğimiz tren ise şair Leyla’nın hayat ve ölüm arasındaki geliş gidiş yolculuğu için çok uygun bulduğum bir mekândı. Aynı anda hem içinde hem dışında olabileceğimiz, oldukça yavaş hareket eden, akıp giden görüntüleri takip edebileceğimiz, camları film pelikülünü andıran bir ulaşım aracı olarak tren, anlatmak istediklerimizle çok uyumlu olabilir diye düşündüm.

“İşe Yarar Bir Şey” Filminden

Koleksiyoncu, Oyun, 11’e 10 Kala, Gözetleme Kulesi, İşe Yarar Bir Şey ve Kraliçe Lear. Her filminizin size çağrıştırdığı bir kelime söylemenizi istesek bunlar neler olurdu?

Koleksiyoncu, İstanbul.
Oyun, cesaret.
11’e 10 Kala, tutku
Gözetleme Kulesi, suçluluk duygusu
İşe Yarar Bir Şey, hayat
Kraliçe Lear, umut

Filmlerinizdeki ses kullanımını sinemaya gerçekçi bakış açınız üzerinden okumak mümkün mü?

Bir filmde ses unsurunu görüntü kadar önemli buluyorum. Ses üzerinde çok uzun süre çalışıyorum. İyi bir ses tasarımı, izleyeni hiç fark etmeden bambaşka bir yere taşıyabilecek sihre sahip. Sadece gerçekçilik ya da inanılırlığı arttırmak adına değil; bir duygu, his yaratma adına kurgu sırasında ses üzerine çok düşünüyorum.

Şiirle aranız nasıldır? Şiirsel sinema konusunda ne düşünüyorsunuz?

Sinemanın şiire yaklaştıkça daha katmanlı, daha büyülü bir seyir sunma ihtimalinin arttığını düşünüyorum. Gündelik hayatımızda yan yana getirsek “saçma” bulacağımız iki kelime, bir şiirde yan yana geldiğinde hayatın anlamını çözmüşçesine bir sevince boğabilir bizi. Şiir kendi gerçeğini yaratır ve sizi ona inandırır, o zaman o şiirle bir ilişki kurmuşsunuz. Buna benzer bir ilişkiyi bir filmle kurmak da mümkün tabii ki, bir film bildiğimiz anlamda gerçekçi olmayan bir dünyaya beni davet ediyor ve içine alabiliyorsa, beni başka yerlere götürüyor, daha önce bakmadığım bir yerden bakmama destek oluyorsa, onunla bir ilişki kurmuşumdur; benim için inandırıcı demektir, böyle filmleri izlerken büyük zevk alıyorum.

“İyi bir ses tasarımı, izleyeni hiç fark etmeden bambaşka bir yere taşıyabilecek sihre sahip. Sadece gerçekçilik ya da inanılırlığı arttırmak adına değil; bir duygu, his yaratma adına kurgu sırasında ses üzerine çok düşünüyorum.”

…yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman…
(Şair Leyla, İşe Yarar Bir Şey)

Sinema anlayışıyla sizi etkileyen yönetmenler var mı?

Sinemayı sevmeme hatta yapmama sebep olan yönetmenler; Ingmar Bergman, Abbas Kiarostami, Jim Jarmusch, Aki Kaurismäki, Tarkovski, Kieslowski, Agnés Varda ve daha niceleri….

Türkiye’de kadın yönetmenlerin sayısı çok az. Kadın duyarlılığının sinemaya yansıması ve sayılarının artması konusunda neler söylemek istersiniz?

Daha çok hayal kurmak, o hayalleri gerçekleştirmek için tutkuyu kaybetmemeye çalışmak, uzun yol koşucusu gibi antrenmanlı olmak, üretmek, bol bol, koşullar ne kadar zor olursa olsun.

Bugünlerde üzerinde çalıştığınız bir proje var mı veya gelecekte yapmayı düşündüğünüz projeler nelerdir?

Uzun süredir aklımda olan, yavaş yavaş ilerleyen kurmaca bir senaryo üzerine çalışıyorum şu sıralar.

“Kraliçe Lear” Filminden

Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.


“Kraliçe Lear” Filminden