ORTALAMANIN SONU – Şahin Varlı

Şahin Varlı



Todd Rose; eğitim, gelişim ve insan kaynakları yönetimi alanlarındaki kabullerimizi sarsacak olan Ortalamanın Sonu adlı kitabına ABD ordusunun, 1940’larda uçaklarının “mükemmel” tasarımına rağmen başarısız pilotluk tecrübelerinden dolayı büyük kayıplarını anlatarak başlar. Bu başarısızlığı “Kokpiti ortalama pilota uyacak şekilde tasarladıysanız aslında hiç kimseye uymayan bir kokpit tasarlamışsınız…” (s. 10) diyerek özetler ve bakış açımızı kitabın başında değiştirir: “Ortalama kişiyi merkez alarak tasarlanan her sistem başarısızlığa mahkumdur.” (Rose, 2017, s. 18) Google’dan Amazon’a, Deloitte’den Zoho Üniversitesine; personel alımı, eğitimi, yönetimi üzerine klasik ve çağdaş yaklaşımlardan yola çıkarak karşılaştırmalı değerlendirmeler yapar.

Harvard Eğitim Enstitüsü Öğretim Üyesi Todd Rose, Harvard Graduate School of Education’da “Akıl, Beyin ve Eğitim Programı” yöneticisidir. Aynı bölümde “Birey’in Bilimi Laboratuarı” adlı birimi de yönetmektedir. Ortalamanın Sonu kitabıyla Sanayi Devrimi’nden beri tüm dünyayı kasıp kavuran “sıralama ve ortalama” merkezli iş ve eğitim dünyasına meydan okuyan “birey merkezli” başarılı örnekleri ele alarak tecrübeleriyle yeniden yorumlayıp “Bireylerin Çağı”nı başlatacak bir yol açmak ister. Verileri insandan, bireyin bulunduğu mekân ve durumdan (bağlam) kopararak inceleyen yerleşik bakış açısına karşı çıkar.

Ortalamalar Çağı’nın başlangıç ve gelişim evrelerinin incelendiği bu kitapta, okula ve iş hayatına meydan okumaktan ziyade, eğitim sürecinin doğuşundan başlayarak gerçeğin çölüne kapı açmak ister yazar.

Belli bir insan modelinin dayatıldığı bu çağı sorgulayan Rose, “ortalama” tuzağından kurtulmak; eğitimi, her bireyin öğrenebileceği hale getirmek için üç prensip önerir. Bunlar: “dalgalılık, bağlam ve farklı yollar”dır.

Dalgalılık Prensibi’ne göre, insanların birçok özelliği vardır ve bu özelliklerin tamamı ne iyidir ne de kötü. Örneğin zihinsel faaliyetler 10 boyut üzerinden değerlendirilir ve IQ sonucunuzu verir. Ancak sizin bu on boyutta, ortalamaya göre iyi ve zayıf olduğunuz yönleriniz vardır. Özellik ve durum testleri veya not ortalamalarınız, sadece sizi test edenin istediği yönünüzü şartlardan, ortamdan, diğer dış ve iç değişkenlerden bağımsız gösterir; dolayısıyla sizi yansıtamaz.

Yazarımız, “Bloom, öğrencilerin öğrenme hızında biraz esnekliğe izin verildiğinde öğrencilerin büyük çoğunluğunun son derece başarılı olduklarını gösterdi.” (Rose, 2017, s. 137) diyerek her bireyin aynı tarzda eğitim almasına karşı çıkar.

Bağlam Prensibi’ne göre davranışlarımız, içinde bulunduğumuz durumların etkisiyle şekillenir, durum değiştikçe davranışımız da değişir. Bazı ortamlarda içedönük bazı durumlarda ise daha sosyal davranırız. İK veya psikometri uzmanlarının hatta biz öğretmenlerin göremediği şey kişilerin/öğrencilerin durumlar altında değişen davranışlarıdır. Bir genelleme yaparak o andaki davranışın kişinin karakteri olduğunu varsayarız.

Rose’a göre “İnsan gelişiminde evrensel olarak sabit sekanslar yani büyümek, öğrenmek veya amaçlarına ulaşmak için herkesin geçmesi gereken aşama grupları yoktur.” (Rose, 2017, s. 140) Her birey aynı amaca kendine has bir yolda yürüyerek de ulaşabilir.

Yollar Prensibi’nde ise bir amaca giden yolun, bireylerin sayısı kadar farklı olduğunu söyleyen Rose, her bireyin öğrenme hızının diğerinden farklı olduğuna dikkat çeker. Bu durumda işe uygun eğitim almak için standart eğitim kurumlarına ihtiyacımız olmadığını; Yollar Prensibi’ne uygun olarak öğrencileri öğrenme hızı üstünlüğüne göre değil, süreç ve çıktı niteliğine göre değerlendirmek gerektiğini belirtir. Her birey, her aşamayı farklı şekilde geçer veya bazı aşamalara hiç uğramadan gelişir. Rose, bunlara Hindistan’daki Zoho Üniversitesi’nden örnek verir. Böyle tematik üniversitelerde, zorunlu ders sayısını mesleki yeterliğe uygun şekilde tasarlayıp standart dışı eğitim verilmektedir. Bu derslerden geçmek; sınav değil, proje tabanlıdır. Böylece öğrencilerden sınıfta oturma zamanını dolduranlara belge vermekten kurtulmuş olunacağını söyleyen Rose, ABD’deki WGU Üniversitesinin çevrim içi ve yeterlik temelli sistemini; MIT ve Harward’ın sertifikalar vermeye başlamasını da bu prensip dâhilinde hatırlatır.

Rose, Sanayi Devrimi’nin insan ihtiyacını karşılamak üzere standartlar ve sıralamalar mantığı üzerine kurulu, “birey”i yok eden eğitim sisteminin; gelişen bilişim dünyası sayesinde değişeceğine inanır. Uzaktan eğitim adını verdiğimiz sistemlerle insanların ihtiyacı olan eğitimi, kendilerine uygun hızlarda ve zamanda alabileceğini vurgular. Endüstri dünyasının bu eğitim sertifikalarını kabul etmesiyle de eğitim sisteminin “birey”in özgür dünyasını yok etmeden yeniden inşa edilebileceğini; ihtiyaç duyduğu, ilgisini çeken her eğitimin parça parça, yeterlik temelli, not ve sıralama kaygısı gütmeden verilebileceğini savunur. Sistem içerisinde üniversitelerin yani formal eğitimin, yaşamaya devam edeceğini; informal olarak adlandırdığı sertifikaların da çalışma hayatına yeni ve muhatapları için daha istendik bir yol açacağını söyler.

Her öğrencinin kendi içinde saklı öznel öğrenme biçimini aramak gayesiyle yola çıkanlar için yalın ve akıcı diliyle okulu ve eğitimi sorgulayan Ortalamanın Sonu kitabıyla Todd Rose; okula, üniversiteye ve insan kaynakları yönetimlerine farklı bir bakış açısı getirmeye çalışır.