OKUYAN KİM ? Ali Necip Erdoğan


Okumak devadır, anlamak şifa.


Kütüphanede yan yana dizilmiş kitapların sırtlarında isimleri yazar, üzerine yapıştırılan etikette de yeri ve sırası. Bu, onların çağırılabilmesi ya da arandığında bulunabilmesi içindir. Kitapları yan yana dizen kişinin bir mantığı olmalıdır ya isim sırasına göre dizmiştir kitapları ya konularına göre sıralamıştır ya da yazarlarına göre…
Belki de hiçbir sıralama gözetmeksizin her yeni gelen kitabı diğerlerinin yanına ekleyerek bir sıra oluşturmuştur. Pek çok sıralama yapmak mümkün ama her şekilde birbiriyle hiç ilgisi olmayan kitaplar kaçınılmaz olarak yan yana gelecektir. Her birinin serüveni ayrı olmasına rağmen şimdi kader onları birbirini takip eden harflerin ardışıklığına ya da belki
gelişigüzelliğine yerleştirmiştir.


Acaba okuduğumuz bir kitap mı bizi canlandırıyor yoksa okuyarak biz onu mu canlandırıyoruz?



R. W. Emerson kütüphanenin ölü insanlarla dolu büyülü bir mağara olduğunu yazmış. Sayfalarını açtığınız zaman bu ölü insanlar
yeniden doğabilir, diriltilebilir. Yahya Kemal de Paris’teyken kendisine İstanbul’un nüfusunu soran bir tarihçiye, “elli milyon” cevabını vermiş. Tarihçi bu cevaba şaşırmış, bu nasıl olur? demiş. Yahya Kemal şöyle açıklamış: “Biz ölülerimizle beraber yaşarız!” Bu cevap ölülerimize verdiğimiz kıymeti ifade ederken aynı zamanda hem geleneğimize hem de sözlü/yazılı kültürümüze verdiğimiz kıymeti ifade eder. İşte tam burada tuhaf bir yanılsama devreye giriyor: bir kitabın sayfalarını açtığımız zaman “ölü insanları” mı diriltiyoruz? Yoksa onlar mı bizi diriltiyor?

İçeriğin tamamına erişmek için "dijital abonelik" işlemini gerçekleştiriniz.