ÖĞRETMENİN DÖNÜŞÜMÜ ÇOCUĞU TANIMAKTAN GEÇER – Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu
Prof. Dr. Psikolog, Yazar

Değerli Öğretmenlerim,

Bu satırlarla sizlere ulaşıyor olabilmekten mutluluk duyuyorum. Yeni okul döneminiz tüm eğitim camiasına hayırlı olsun, umarım gönlünüzce geçen günlerle dolu bir eğitim yılınız olur. Bu yazımda sizlerle çocuk ve eğitim konusunda biraz sohbet etmek istiyorum. Çünkü öğretmenliğin mesleki dönüşümü çocuğa bakışımızla yakından ilgilidir.

Çocuk deyince…

Çocuk muhteşem bir potansiyel olarak doğar. Bu potansiyelin dört gerçekleşme alanı vardır; biyolojik, psikolojik, sosyal ve manevi. Psikolojik alan tüm zihinsel ve duygusal süreçleri içerir. İsviçreli psikolog Jean Piaget, bütüncül bir sistem olarak çocuğun nasıl geliştiğini incelemiş ve çocuğun biyolojisinin kendine özgü aşamalar içinde; psikolojik, sosyal ve ahlaki gelişimine nasıl zemin oluşturduğunu göstermiştir. İnsanoğlu ömrü boyunca bütüncül bir sistemle çalışır.

Bilişim teknolojisinin terimlerini kullanarak konuşursak çocuk doğuştan sinir sistemi gibi nörolojik bir donanım (hardware) ve akıl gibi psikolojik bir yazılım (software) ile doğar. Şimdi çocuğun doğuştan getirdiği bu zihinsel yazılıma kısaca bir göz atalım.

Çocuk, yazılımları yüklenmiş olarak doğar.

Evet, çocuk insan doğasıyla programlanmış olarak doğar. Bilgisayar dilinde “fabrika ayarları” dedikleri bu programlara biz “insan fıtratı” diyoruz. Bu yüklenmiş programların birkaçını tanıyalım:

ÖNCE GÜVEN 

Bu yazılımın ilk adımı, “Önceliğin GÜVEN – Mutlaka güven içinde olmalısın.” komutudur. Bu konuda çok gözlemler ve çalışmalar yapılmıştır. Nörobilim araştırmaları göstermektedir ki bebek, doğumundan 6 saat sonra güven içinde olup olmadığını hissetmektedir. Güvenli anne baba ilişkisi içinde olduğunu hisseden bebek biyolojik, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden süratle gelişmeye başlar. 

Güven içinde olma önceliği, biz farkında olalım ya da olmayalım, bir yazılım olarak içimizde ömür boyu ve her an devam eder. Evet, ömür boyu ve her an! Öğretmen bunu bilmeli ve önemsemelidir. Sınıfa girdiğinde önceliği, her bir öğrenciye şu duyguyu vermek olmalıdır: Benim sınıfımda güvendesiniz. Ben de dâhil bu sınıfta hiç kimse sizi bedenen ya da duygusal olarak zedelemeyecek, zarar vermeyecektir. Bu güven mesajı bir varoluş mesajıdır, sözle söylenmez. Öğrenci bu mesajı öğretmenin yüzünden, gözünden, sesinden, yürüyüşünden, hâl ve hareketlerinden ilk on saniyede alır; hisseder.

MERAK EDECEKSİN

Çocu ğun do ğ u ştan getirdi ği bir ba şka yaz ı l ım şöyle ifadesini bulur: Merak edecek, belirsizlikten rahats ız olacaks ın; belirgin hâle getirmek için çabalayacaks ın. Merak etti ğin alan ın algoritmas ı n ı ke şfetme sürecinden çok haz alacaks ın. Ke şfetme süreci içinde olan insan beyni dopamin salg ılayarak “iyi hissetme” süreciyle onu ödüllendirir.

BÜTÜNLEŞTİRECEKSİN

İnsan beyni merak sonucu keşfettiklerini doğal olarak düzene sokar ve sistemler oluşturmaya başlar. Böylece zaman içinde keşfettiği üç şeyin ilişkisini “A” sistemi içinde toplar; başka bir zaman keşfettiği beş şeyin ilişkisini “B” sistemi içinde toplar, daha sonra “A” ve “B” sistemlerinin ilişkisini keşfeder ve ona da “C” sistemi der. Artık soyutlamaya, meta-sistemler oluşturmaya başlamıştır.

SIKILACAKSIN

Belirgin hâle getirip algoritmasını çözdüğün yani bildiğin hiçbir yeniliği olmayan alan içinde olmaktan sıkılacaksın.

SÜREKLİ YENİ ARAYIŞLAR İÇİNE GİRECEKSİN

Yeni belirsiz alanları merak edecek ve bunları eskiden öğrendiklerinle birleştirerek yeni kapsamlı sistemler oluşturacaksın. Bu arayış, buluş, öğrenme ve sistem oluşturma; cezalandırılıp önü kesilmediği sürece ömür boyu devam edecek ve tüm evrenin algoritmasını bulmaya çalışan faaliyetlere doğru seni itecek. Böylece içinde yaşadığın evren kaos olmaktan çıkıp anlamlı bir yapıya dönüşmeye başlayacak. Her bir keşfetme ve ilişkilendirme adımında dopaminle “iyi hissedecek.”

ERGENLİKTE EVRENİN GENİŞLEYİP DERİNLEŞECEK

Ergen yaşa geldiğin zaman merak, keşfetme ve sistem oluşturma programı senin iç dünyanı ve sosyal ilişkilerini de kapsayacak ve manevi yaşam arayışı içine gireceksin. Beynin yeni bir gelişim aşamasına girecek. Ve böylece yetişkin yaşamına hazır hâle geleceksin.

Merak ve “Özgürleşen Zihin”

Küçük yaştan itibaren doğası gereği çocuk merak eder ve sorularıyla ve eylemleriyle araştırma-keşfetme çabasına girer. İncelersek görürüz ki çocuğun merakını engellemeyen ailelerden, bu merakı besleyip geliştiren bir eğitim sistemi kurmuş toplumlardan çok sayıda filozof, bilim insanı ve sanatkâr çıkmıştır. Sınıfta merak etme, keşfetme, öğrenme, gelişme ve dönüşme yolculuğunu, bir öğrencinin bir sınıftaki yaşamından örneklerle anlatmak istiyorum:

1. Adım- Sınıfta Güven Alanı Oluşturmak: Yeni yıl, okulun ilk günleri, öğrenciler ve öğretmenler henüz birbirlerini tanımıyorlar. Öğretmenin varlığı, tavrı, sözleri, sesinin tonu, duygusal olgunluğu ve yönetim gücü sınıfta güven ortamının oluşup oluşmamasında önemli rol oynar. İlk adım, öğrencinin varoluşu için sınıfın güvenli bir ortam olmasını temin etmektir. Tekrar ediyorum, bir öğretmen için öğrencilerinin sınıfta kendilerini duygusal olarak güvende hissetmesi en önemli adımdır.

2. Adım- Korku- Kaygı İçinde Çekinerek İlk Deneyim: Öğrenci bu güven ortamı içinde merakını dile getirip öğretmenin ve diğer arkadaşlarının düşünce ve beklentilerinden farklı görüşleri ifade etmek, onlara meydan okumak, bunlarla yüzleşmek ister. Özellikle ergenlik dönemindeki öğrenci böyle bir meydan okuma için can atar ama korkar, çekinir. Ya onunla alay eder ve aşağılarlarsa ya ilişkilerini kesip yalnız bırakırlarsa! İşte bu an çok kritiktir. Ortamda korku baskınsa korku kazanır, öğrenci sesini çıkarmaz; içine kapanır. Öğretmene ve sınıfa duyduğu güven, korku ve kaygısından daha güçlü ise o zaman düşüncelerini dile getirmeye başlar ve böylece yeni bir aşamaya geçer.

3. Adım- Keşfetme-Öğrenme Alanı: Kaygı ve korkusundan kurtulup özgürleşen zihin soru sormaya, araştırmaya, keşfetmeye cesaret eder. Merak ettiği soruları sormaya başlar, yeni beceriler geliştirme girişiminde bulunur, becerilerini geliştirdikçe kendine güveni artar, daha yeni alanlarda daha başka sorular sorma cesareti gelişir. Böylece yeni bir adım daha atmaya hazır hâle gelir.

4. Adım- Gelişim-Dönüşüm Alanı: Ortama güven duyan, kendi korku ve kaygılarıyla yüzleşip onları aşan ve keşfederek öğrenmenin tadına varan öğrenci kendine yeni hedefler koymaya ve yaşamının anlamı üzerinde düşünmeye başlar. “Gönlünün muradını keşfetme” tabiri gelişim-dönüşüm alanını en iyi şekilde ifade eder. Gönlünün muradını keşfeden bir öğrencinin gözleri ışıl ışıldır ve kendisi için anlamlı olan bir gaye için çalışmaktan hiç yorulmaz.

Muhteşem potansiyel ya gerçekleşir ya israf olur Potansiyelin kendini yaşama geçirdiği iki farklı anlam verme sistemi vardır: Denetim Odaklı Korku Kültürü (DOKK) ve Gelişim Odaklı Değerler Kültürü (GODK). Kitaplarımda ayrıntılarıyla anlattığım için burada öz olarak anlatacağım. Denetim Odaklı Korku Kültürü (DOKK): Kendi doğası gereği, çocuğun gelişimiyle değil; kalıplanıp denetlenmesiyle ilgilenir. DOKK, aile hayatı ve eğitim de dâhil, bütün sosyal kurumlarda hiyerarşik bir denetleme sürecini devam ettirir. Yıllar önce Ankara’da bir çocuk parkında yaşanmış gerçek bir öyküdeki gibi! Parkta oynayan çocuklar biraz neşelenip, sağa sola koşturup hoplayıp zıplamaya başlayınca bekçi düdük çalar. Çocuğun biri merakla sorar: “Bekçi amca, koşmak yasak mı?” Bekçinin cevabı, “Yasak olmaz olur mu?” DOKK’ta otoriteden izin alınmadıkça her şey yasaktır. İşte bir öğretmen için gerçek dönüşüm “Koşma düşersin.”, “Artık soru sorma kafam şişti.”, “Dediğimi yap.”, “Büyüklerinin sözünü dinle, başka bir şey istemiyorum senden.” anlayışından çıkıp Gelişim Odaklı Değerler Kültürü (GODK) içinde düşünmek olacaktır. Tahmin edebileceğiniz gibi DOKK içinde yetişmiş bir korku kültürü öğretmeninin, geliştiren bir öğretmen olması çok ama çok zordur. Böyle bir dönüşüm çok zorlu bir süreci göze almayı ve çocuğun o muhteşem potansiyeline saygı ve sevgiyi gerektirir ve ancak savaşçı ruhuna sahip yiğit bir öğretmen bunu başarabilir.

Öğretmenlerimizin aklının ve gönlünün zenginliğine ve gücüne inanıyorum. İnandıkları, doğru bildikleri yolda yılmadan uğraşarak mücadele vereceklerine güveniyorum. Değerli öğretmenlerimizin bu mücadele ve yorgunluklarının mükâfatı, potansiyellerini gerçekleştiren öğrencilerinin gözlerinde görecekleri ışıltı olacaktır. Gerçek bir öğretmen için öğrencisinin gözünde gördüğü o ışıltıdan daha anlamlı bir ödül olabilir mi?

Bitirirken

Değerli Öğretmenlerim, Daha öncede söylediğim gibi bu satırlarla sizlere ulaşıyor olabilmekten mutluluk duyuyorum. “Öğretmenim Bir Bakar mısın?” kitabının arka kapağında şöyle yazıyorum:

Hangi eğitim sistemi içinde olursa olsun, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, öğretmenin öğrenciyle göz göze geldiği bir an vardır. O anda öğretmen, öğrencinin gönül kapısından girerek zihnine ulaşır. Ve o an eğitim başlar. O an başlayan öğretmenin gücü binlerce yaşam inşa eder.

Deneyimli bir eğitimci dostumun dediği gibi “Sadece eğitimin değil, ülkenin lokomotifi öğretmendir. Gücünün sınırı tahminlerin çok ötesindedir.”

İlgilenenleriniz için bu yazıda sözünü ettiğim kavramlarla ilgili dört kitabımı ilginize/bilginize sunmak istiyorum:

Savaşçı, Geliştiren Anne Baba, Öğretmen Olmak bir Can’a Dokunmak, Öğretmenim bir Bakar mısın?

Yeni okul döneminiz umarım önce siz, sonra öğrenci ve velileriniz için güven, keşif, öğrenme ve dönüşüm dolu deneyimlerle dolu olur.