ÖĞRENME, MERAK VE DİL ÜZERİNE

3 bilene 3 soru sorduk.

1.Dil edinimi nasıl başlar, bunda merakın rolü var mıdır?

NEZİR TEMUR, Prof. Dr- Gazi Üniversitesi TÖMER Müdürü: Bir dilin dünyasına doğarak sosyal benliğini bu dilin dünyasında var eden insanoğlu, İbn-i Haldun’un yüzyıllar önce Bi’l kuvve – Bi’l fiil olarak tanımladığı dil edinim denkleminde dinleme ile ana dilinin ses renklerine maruz kalır. Bu çerçevede insanın ilk zihinsel dil becerisi dinleme olarak gerçekleşir. Stephen Krashen’in kuluçka dönemi olarak adlandırdığı bu sürecin ardından dinlediği sesleri taklit etmek suretiyle kelime düzeyinde birtakım sesler çıkararak gerçekleştirilen konuşma eylemi, ihtiyaç odaklıdır. Bu iletişim, daha sonra bireyin zihinsel gelişimine paralel kelime düzeyinden cümle düzeyine doğru bir içerik kazanır. İlk iletişim ifadelerini oluşturan bu söz dizgeleri yapısal olarak kurallı bir bütünlük göstermez. Şunu unutmamak gerekir ki dil ediniminin başlangıç düzeyinde birey, zihninde çağrışımlar yoluyla bir anlam dünyası inşa eder. Birey, bu çağrışım kategorilerini yani kodlamaların büyük çoğunluğunu, dinleme dışında etrafındaki nesnelere dokunarak, onları gözlemleyerek yani fiziksel temaslarla oluşturur. Artık merak motivasyonlu bir keşfetme süreci başlamıştır. Bebeklik ve çocukluk dönemindeki birey için tanımaya ve tanımlamaya başladığı dünya, gizemlerle doludur. Bu gizemler dünyasının en önemli anahtarı ise dildir.

S. NALAN BÜYÜKKANTARCIOĞLU, Prof. Dr.- Çankaya Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü Başkanı: Ana dili edinimi, çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren, kendi varoluşunu, çevresindeki kişileri, nesneleri, eylem ve olguları, bunların arasındaki ilişkileri, neden- sonuç ilişkilerini; kısacası, karmaşık dış dünya gerçekliğini algılama, anlamlandırma, kural çıkarma ve farkındalık oluşturma süreçleriyle iç içe gelişir. Ana dili edinimi sesbilimsel, biçimbilimsel ve sözdizimsel birimlerin, bu birimler arası ilişkilerin ve kuralların zihinde yapılandırılmaları ile önce anlamlandırma, sonrasında belli aşamalarla üretime geçebilme adımlarını içerir.

İnsan beyninin “kritik dönem” olarak adlandırılan dönemi, beyindeki hücre bağlantılarının daha plastik olduğu ve tekrarlanan deneyimlerle sinaptik bağlantıların daha kolay oluşup, güçlendiği bir dönemdir. Kimi çalışmalar bu sürenin doğumdan ergenliğin ilk yaşlarına, kimi çalışmalar da en yoğun olarak 5 yaşına kadar sürdüğünü belirtmektedir. Bu kritik dönemden sonra, beynin sol yarı küresi, analitik, sembolik, soyut, uzamsal, sayısal işlevlerin yanı sıra, özellikle dille ilgili işlevleri üstlenmektedir. Yaşamın ilk yıllarında, beyin ve dil gelişimi açısından dış uyarıların niceliği ve niteliği büyük önem taşımaktadır. Kritik dönemde dilsel uyarıya maruz kalınmadığı bazı uç örneklerde (örneğin, Genie adlı çocuk) beyin gelişiminin de kısıtlı kaldığı ve dil ediniminin daha sonra yeterince gerçekleşemediği görülmüştür.

Çocuk, içine doğduğu dünya gerçekliğinin ayrıntılarını anlayabilmek için deneyimler yaşar, devamlı soru sorar ve kurallar oluşturur. Diğer bir deyişle, varoluşun temelinde doğal olarak merak hep vardır. Herhangi bir yetişkinin gündelik, sıradan “merak”ından farklı olarak, büyümekte olan bir bebek ya da çocuk için, o gerçeklikte var olabilmek, nesneleri, olguları, kişileri öğrenmek ve dilsel iletişim kurmak bir gerekliliktir. Bu süreçte çocuk için hemen her şey bir merak unsurudur; zira her şey yaşamın içinde gerçeklikle bütünleşmiş durumdadır. Kendi bireysel ve toplumsal farkındalığının oluşması için diğer fizyolojik gelişim evreleriyle birlikte gelişir. Beyin, diğer tüm dış uyaranlarda olduğu gibi, dilsel uyarıları da işlemleyerek, çocuğun ana dilinde en geç 2 yıl içinde yeterli kuralları edinmesine, anlamasına, dili üretmesine; kısacası iletişim kurabilmesine olanak sağlar.

KEMAL SİNAN ÖZMEN, Prof. Dr.- Gazi Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi Öğretim Üyesi: Dil edinimi deyince aklımıza iki temel kavram geliyor: Önce ana dili edinme ve öğrenme sürecimizi hatırlıyoruz. Diğer kavram ise ikinci dil edinimi; ana dilimiz dışında edindiğimiz diğer tüm dilleri öğrenmeyi ikinci dil edinimi olarak tanımlıyoruz. Merak ise her iki sürecin de temel dinamiklerinden biri olarak önümüze çıkıyor.

İnsanlar doğuştan meraklıdır. Çocuk merak duygusunu giderirken, dünyayı keşfederken iletişimi yani dili kullanıyor. İlk aylarda anlamsız gibi duran sesler yerini giderek kelimelere, öbeklere ve nihayetinde anlamlı söylem parçacıklarına bırakıyor. Çocuklarda anlama, anlamlandırma, sosyal normları edinme ve akıl yürütme mekanizmaları dil gelişimiyle iç içe ilerler. Dolayısıyla erken yaşlarda dil gelişimi, zihinsel gelişimin ilk temellerinin atıldığı en önemli evredir.

İkinci dil edinimine geldiğimiz zaman roller ve bağlamlar değişiyor. Çocuklar ikinci dille çoğu zaman okulda karşılaşıyor. Bu arada sıklıkla kullandığımız edinim kelimesini tanımlamak lazım. Çoğunlukla doğal ortamında veya doğru tasarlanmış bir eğitsel bağlamda dilin iletişimsel yollarla kazanılmasına edinim diyoruz. Öğrenme ise formel bağlamlarda verilen dil eğitimi olarak betimlenebilir. Elbette bu iki kavram birbirine uzak değildir: Öğrenmenin edinimin yardımcısı ve yatırımcısı olduğunu düşünelim. Sonuçta asıl emeği edinim gerçekleşsin diye veriyoruz. Merak duygusu ise önemli bir değişken olarak önümüze çıkıyor. Merakı tanımlamak içinse güdülenme kavramını anımsayalım. İkinci dilin etkili bir biçimde edinilebilmesi için her yaştan öğrenciyi güdülemek gerekir. Öğrencilerin ilgili oldukları alanlardan etkinlikler seçmek, öğretim programlarından sınav içeriklerine değin tüm pedagojik seçkiyi bu felsefeyle yapmak kaçınılmazdır.

2. Çocukların ana dil gelişiminde aileler neler yapmalıdır?

NEZİR TEMUR: Bireyde ilk dilsel girdiler dinleme yoluyla gerçekleşir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla ve kendi aralarında kurdukları ilk iletişim cümleleri; onların bulundukları fiziksel ve sosyal ortamlardaki konuşma içerikleri; onlara anlattıkları masallar ve dinlettikleri şarkılar; onlarla kurulan oyunlardaki dil içerikleri çocuk için anlamlı mesaj kaynaklarını oluşturur. Yani bir nevi dilsel girdileri sağladıkları temel sözel metin ve bağlamlardır. Bebeklik ve okul öncesi dönemdeki çocuklar, ne kadar dinleme yoluyla gerçekleştirilen dil girdilerine maruz bırakılırsa o oranda dil edinim süreci hızlı bir ivme kazanır. Dinleme ve izlemeyle onların soru sormalarına olanak sağlayacak bağlamlar ve ortamlar yaratılmalıdır. Çünkü dinlemeyle sağladıkları dil girdilerini üretime yani davranışsal boyuta geçirdikleri tek alan konuşma becerisidir. Ayrıca çizdikleri resimler, dinleyerek ve görerek öğrendikleri bu kavram alanlarını aktardıkları bir yazılı metin gibi düşünülebilir. Bana göre söz konusu mesaj kaynaklarından masal ve oyun, çocuğun sağlıklı dil edinimi için iki önemli araç ve bağlamdır. Özellikle dil içerikleri açısından zengin olanları yani sayışmacalar, tekerlemeler, bilmeceler içeren oyunlar çocuğun çoklu dil becerilerini geliştirmede katkısı azımsanamayacak kadar önemli metinlerdir.

Çocukların dinleyerek anlamlı dil girdilerine maruz kaldığı diğer önemli bir mesaj kaynağı ise masaldır. Masal metinlerinin kurgusu, dil içerikleri sadece çocuğun dil edinimini geliştirmez aynı zamanda bu gelişime paralel olarak iç dünyasıyla kurduğu iletişimin farklı boyutlarını belli bir düzeyde inşa eder. Okulla öğrenim sürecine dâhil olan çocuklar artık akademik dil becerileri olarak kabul edebileceğimiz ilk okuma ve yazma eğitimlerini alarak dil edinim sürecinin farklı bir aşamasına geçer. Böylece dil edinim süreci çok boyutluluk kazanır.

KEMAL SİNAN ÖZMEN: Çocuk yetişkinliğin ilk yıllarına kadar yaşamı, toplumu ve nihayetinde akademik yeterliklerini büyük ölçüde ana diliyle inşa eder. Türkçeyi yüksek bir yeterlik seviyesinde öğrenmek kişinin hayati tercihlerinden tutun da mesleki başarısına değin çok geniş bir yelpazede olumlu anlamda yankılanacaktır. Akademik boyutta okuduğunu anlayabilmek, diğer tüm derslerde başarının ilk adımıdır. Bireysel anlamda ise kendini ifade edebilen ve dünyayı anlayabilen bireyler yetiştirmek demektir.

Velilerin yapması gereken aslında çok kolaydır: Çocuklar rol modellerini taklit ederek büyürler. O halde evde daha az televizyon izlenecek ve daha çok kitap okunacak. Edebiyata ve sanata önem verilecek; örneğin tiyatro izlemek olağan bir rutin olmalıdır. Çocuklar, erken yaştan itibaren okuma eylemini doğal bir etkinlik olarak görecek, evdeki bireylerde gözlemleyecek ve nihayetinde kendileri de uygulayacaktır. Okuma alışkanlığı, bir ailenin çocuklarına bırakacağı en kıymetli mirastır.

S. NALAN BÜYÜKKANTARCIOĞLU: Anne babalar ilk yıllarda genellikle bebeğin hoşuna gidecek bir tonlama ve ezgileme ile basit sözcükleri kullanma eğilimi gösterirler. Böyle olsa da bebeğin beyni çevresindekilerin kendi aralarındaki konuşmaları da girdi olarak işlemlemektedir. Bebeklik yıllarında ve devamındaki ilk çocukluk yıllarında ailenin çocukla iletişiminde şu iki önemli noktayı birbirinde ayırmak gerekir: Çocuğa konuşmak ve çocukla konuşmak. “Çocuğa konuşmak” onun basit evet/ hayır yanıtları vereceği sorular ya da onun neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini ifade eden direktifler olarak açıklanabilir. Çocuğun oldukça edilgen bir durumda bulunduğu bu iletişim biçiminden farklı olarak, “çocukla konuşmak” karşılıklı düşüncelerin ve bilginin özellikle çocuğu aktif dil kullanıcısı kılarak paylaşıldığı iletişim biçimini ifade etmektedir. Özetlemek gerekirse ailenin çocuğun anadili gelişimine katkısında 3 önemli unsur öne çıkmaktadır: (1) iletişim süreçlerinde çocuğa ne kadar zaman ayrıldığı ve çocuğun bu dilsel paylaşımlarda gerek yetişkinlerle gerek yaşıtlarıyla aktif konuşan olarak ne ölçüde yer aldığı, (2) İletişimde çocuğun bilişsel ve dilsel gelişimini destekleyecek doğru ve bilinçli stratejilerin kullanılıp kullanılmadığı, (3) Çocuğun yaşına uygun kitap, oyuncak, elektronik vb. materyallerin ve değişik görsel ve dilsel öğrenme ortamlarının gerçek yaşam içinde sağlanıp sağlanmadığı. Böylece hem aile hem de yakın çevre çocuğun içinde yaşadığı sosyo-kültürel yapıya uyum sağlamasında da okul-öncesi dönemde öğretici roller üstlenmiş olmaktadırlar.

3. Yabancı dil öğreniminde merakın etkisi nedir?

NEZİR TEMUR: İhtiyaçlar, ilgiler ve merak ikinci dil öğretiminde bilişsel süreçleri harekete geçiren en temel motivasyon unsurlarıdır. Ötekini anlamaya yani hedef dilin dünyasını çözmeye çalışan dil öğrenicisi, bir kâşif yaklaşımıyla öncelikle hedef dilde iletişim yetilerini geliştirmek için ana dilinden hedef dile zihinsel transferler gerçekleştirir. Hedef dilde ihtiyaca binaen yani hayata tutunabilmek amacıyla sosyal iletişim becerilerini geliştirmeye başladıkça dil öğrenicisi merak motivasyonunu, öğrenme sürecine daha da etkin bir biçimde dâhil eder. Ancak bu keşfetme sürecinde ona doğru kılavuzluk yapacak program ve materyal içeren bir dil öğrenim modeli yapılandırılmalıdır.

KEMAL SİNAN ÖZMEN: Merak, bilimsel anlamda oldukça karmaşık bir kavramdır. Bir yanda kişinin neye, neden güdülendiğini sorgulamalıyız. Öte yandan kişisel ilgi ve ihtiyaçların kökenlerine dair bilişsel ve sosyo kültürel analizler yapmalıyız. Gelin merakı güdünün, ilgi ve ihtiyaçların sebep olduğu veya tetiklediği bir sonuç olarak düşünelim. Elbette yabancı dil öğreniminde merak çok büyük bir yer tutuyor. Öğrencinin ilerlemek için tutunduğu önemli unsurlardan bir tanesidir. Öte yandan öğrenciyi uzun vadede özerk yapan, kendi başına da öğrenmeye devam etmesini sağlayan, kendine yeni ufuklar açmasına olanak veren de merak duygusudur. Yeter ki çocukların merak duygularını yanlış pedagojik tercihlerle yok etmeyelim; her birey dünyaya keşfetme merakı ve ihtiyacıyla gelir. Bu bizim genlerimizde var. Dijital çağın çocuklarına yüz yıl önceki öğretim teknikleriyle yaklaşmamız gerçekçi değil. Bolca oyun, yarışma, hareketli ve eğlenceli etkinlikler, bolca drama ve çocukların özellikle kendilerini ifade edeceği bağlamların arttırılması merak duygusunu pekiştirecektir. Hepimiz düşünelim: Aileler çocuklarını ne kadar dinleyebiliyor? Onları dinlemeye ve anlamaya ne kadar vakit ayırabiliyoruz? Sınıfta da durum böyle. Öğrencilerin konuşmak isteyeceği konular ve durumlar yarattıktan sonra tek yapmamız gereken onları dikkatle dinlemektir. Gerisi kendiliğinden gelir.

Sınıf dışını da tasarlamak öğretmenin işidir. Çocuklara yabancı dilde şarkıları, eğlenceli videoları, kısa hikâye kitaplarını, günlük tutmak gibi etkinlikleri ve benzeri iletişimsel dil görevlerini ödev olarak verebiliriz. Her şeyi sınıfta öğretmemiz mümkün değil. Burada aslolan nokta çocuğun dikkatini çekebilmektir, onu meraklandırmaktır. Dinleyeceği şarkıyı çocuk severse, defalarca dinleyecektir ve bu dil gelişimi için oldukça önemli bir adımdır. Özetle merak, öğrenmenin yakıtıdır.


Merak, öğrenmenin yakıtıdır.

Kemal Sinan Özmen


Önemli nokta, yabancı dil öğretimini dil bilgisi ağırlıklı ve tek yönlü bilgi akışının egemen olduğu ortamlardan, gerçek yaşam pratiklerine geçirebilmektir.

S. Nalan Büyükkantarcıoğlu

S. NALAN BÜYÜKKANTARCIOĞLU: “Merak” zihinde “neden?”, “nasıl?” “acaba…?” gibi sorgulamaların oluştuğu bir dürtüdür. Bu dürtüye bağlı olarak harekete geçmeniz ve merakınızı gidermeniz için ilgili konuyu öğrenmeniz gerekir. Elbette, yabancı dil öğreniminde merak oluşabilmesi ve öğrencinin bu merakını gidermek üzere yabancı dil öğrenmeyi bir ihtiyaç olarak algılaması ve bu merakın gerekli motivasyonu sağlaması beklenir. Konuya bu açıdan yaklaşılacak ise ülkemizde yabancı dil öğrenmek için öğrencide motivasyonu destekleyen bir ihtiyacın ne ölçüde oluşabildiği tartışma götürür. Söz gelimi, bir gencin dilini bilmediği yabancı kız arkadaşıyla iletişim kurabilmek için o yabancı dilin bazı sözcüklerini ya da yapılarını öğrenmek istemesi bir ihtiyaç; dolayısıyla pozitif bir meraktır. Çağımızda yabancı dil bilmek pek çok nedenle bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu ihtiyaç, ülkemizde doğal, bireysel bir dürtüden çok, toplumsal, teknolojik ve ekonomik gerekliliklere dayanmaktadır. Zira, ülkemizde anadilimizi kullanmakta, üstelik, yabancı dilin kullanıldığı ülkelere de coğrafi olarak oldukça uzakta yer almaktayız. Öğrenci açısından önemi ve gereği öğrenim yıllarında çoğu kez yeterince farkına varılmayan yabancı dil, genel olarak söylemek gerekirse doğal bir merak, bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmamaktadır. Küreselleşen dünyada önemi vurgulansa da, sonuçta çoğu öğrenci için “dayatılan” bir konu olarak algılandığı için, her öğrencinin ne ölçüde doğal bir merak sahibi olduğu tartışılır. İş bulabilmek, iş hayatında yabancı dil bilen eleman ihtiyaçları ve benzeri süreçler, yabancı dili yine doğal bir ihtiyaçtan çok, toplumsal ya da küresel bir gereklilik biçimine dönüştürmüştür. Şimdi burada, eğer “merak” kavramını doğal bir dürtü olarak ele alacaksak internette ya da mobil uygulamalarda akranlarıyla iletişim kurabilmek için çat-pat da olsa yabancı dili kullanmaya çalışan, elektronik ortamdaki bir metni anlamaya çalışıp bunun için çaba sarf eden ya da yurt dışında varlığını sürdürebilmek için o dilde iletişim sağlaması gereken bireyleri örnek verebiliriz. Bu gibi pratik kaygıların dışında, yabancı dil öğrenmek için çaba sarf eden bireyin öğrenme sürecinde gerçek anlamda meraktan söz edebiliriz.