GENÇLİK VE SİNEMA – Hacer Yıldız

Gençlik ve sinema yan yana geldiğinde her zaman birbirlerine çok yakışır. İnsanın gençken hayallerinin sınırı yoktur, olası hayatların hepsini yaşayabilir; sinema da tüm hayallerin gerçekleştiği, uzak ve düşsel diyarlara yolculuk ettiren bir büyülü fenerdir.

Genç hayatı sorgular, onun gizini arar ve sinema bu gizemi çözmek için
bir araç hâline gelir. Bu nedenledir ki sinema tarihinde tüm zamanlarda sinema seyircilerinin üçte ikisini gençler oluşturur.

Ülkemizde 2019 yılsonu itibariyle 71 milyonun üzerinde sinema bileti satılmış ve yapılan araştırmalarda 16 ve 30 yaş aralığındaki gençlerin sinemaya daha çok gittiği belirlenmiş. Gençlerin günümüz teknolojisi ile dijital platformlarda daha çok film izlediklerini de hesaba katarsak genel
sinema izleyicisi içinde genç izleyici oranının çok daha yüksek olduğu görülebilir.

Sinema tarihine şöyle bir göz attığımızda “gençlik sineması” diye adlandırdığımız türde konu sınırlaması yapılamadığını görürüz.
Bilim-kurgu, fantastik korku, trajik, müzikal, sabun köpüğü romantikler, durum komedisi ve daha birçok türde film karşımıza çıkar.

Gençler hayatı sorgular, onun gizini arar ve sinema bu gizemi çözmek için bir araç hâline gelir. Bu nedenledir ki sinema tarihinde tüm zamanlarda sinema seyircilerinin üçte ikisi gençlerden oluşur.

Öznel bir bakış açısıyla sinema tarihinde “gençleri anlatan filmlerden” bir seçki oluşturursak; birinci sırada hiç kuşkusuz ki gençler için bir idol hâline gelmiş James Dean’ın Rebel Without a Cause (Asi Gençlik) filmi gelir.

Klasik Amerikan sinemasının en iyi yönetmenlerinden biri olan Nicholas
Ray’in 1955 yılında çektiği Asi Gençlik, gençlerin yaşadığı buhranları onların gözünden anlatan ilk film olarak sinema tarihindeki yerini alır. Filmde, büyümenin getirdiği sorunlarla boğuşan, isyankâr genç Jim’i canlandıran James Dean, dönemin asi genç imajının oluşmasında büyük rol oynar. Dean, 30 Eylül 1955’te lüks aracıyla yaptığı kaza sonucunda hayatını kaybeder ve bir efsaneye dönüşür, birçok sanatçıya ilham kaynağı olur, anısına şarkılar yazılır.

Sorardım sırrını hiç düşünmeden:
Bu fani gönlümün sevinci neden?
Beni günden güne meğer genç eden
Daima değişen maceralarmış!
Faruk Nafiz Çamlıbel

Altmışlı yıllarda gençleri anlatarak iz bırakan filmlere baktığımızda genç bir erkeğin ilişkilerini sorguladığı, Mike Nichols’ın 1967 yapımı Graduate (Aşk Mevsimi) karşımıza çıkar. Dustin Hoffman ve Anne Bancroft’ın
başrollerini paylaştığı filmin müzikleri de başarılıdır.

Gerek müzikal gerekse de gençlik filmi olmasıyla sinema dünyasını uzun yıllar etkisi altına alan 1978 yapımı Grease filminin yönetmenliğini Randal Kleiser yapar. Başrollerini John Travolta ve Olivia Newton- John paylaşır. Rydell Lisesinin havalı asi çocuğu Danny Zuko ile şehir dışından gelen
yeni öğrenci Sandy Olson arasındaki aşkı anlatan Grease; unutulmaz şarkıları, dans sahneleri, deri ceketler ve parlak saçlarla döneme damgasını vurur.

Bir pop kültür efsanesine dönüşen Grease’in etkisi bugün
hâlâ devam eder ve birçok ülkede de Grease geceleri ve filme özel partiler düzenlenir. Filmin, “Summer Lovin, Hopelessly Devoted to You” ve dünya çapında bir hit olan “You’re the One That I Want” gibi şarkıları hâlen
söylenmektedir.

Rumble Fish (Siyam Balığı)

The Godfather üçlemesiyle bilinen usta yönetmen Francis Ford Coppola’nın 1983 yapımı Rumble Fish (Siyam Balığı) seksenli yıllara damga vuran gençlik filmlerinden biridir. Bir suç lideri olan Motorcycle Boy ile onun ergen kardeşi Rusty’nin şiddetle olan imtihanlarını hikâye eden filmin başrollerini Mickey Rourke ve Matt Dillon paylaşır. Filmde, öfkenin, kavganın ve şiddeti sembolü olan kırmızı siyam balığının dışında her şey siyah-beyazdır.

Seksenli yıllarda öne çıkan bir başka gençlik filmi ise ergenlik temasının işlendiği ilk film olan 1985 yapımı Breakfast Club (Kahvaltı Kulübü)’dür. Filmin başrollerini Emilio Estevez, Judd Nelson, Molly Ringwald, Ally Sheedy, Emilio Estevez ve Anthony Michael Hall paylaşır. Seksenli yıllarda yönettiği gençlik filmleri ile tanınan John Hughes‘in en önemli filmi olan Kahvaltı Kulübü anlatım dili, saf oyunculukları ve konunun işlenişi açısından sinema tarihinde ayrı bir yer taşır.

Filmde, birbirinden farklı beş lise öğrencisi bir cumartesi günü okul kütüphanesinde cezaya kalır ve öğrencilere kendilerinin kim olduklarına dair makale yazma ödev verilir. Film, gençlerin aralarında yaşadıkları
sorgulayıcı diyaloglarla genç olmaya, okul hayatına, ailevi iletişimsizliğe dramatik ve eğlenceli bir bakış açısı getirir.

Doksanlı yıllarda konularıyla sabun köpüğü tarifinin uyacağı filmler yer alır. 1999 yapımı 10 Things I Hate About You (Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi) gençlik temasının işlendiği film olarak ön plana alınabilir. Gil
Junger’in senaryosunu yazıp yönettiği film, Shakespeare’in Hırçın Kız adlı oyunundan uyarlanarak doksanlı yılların lise hayatını
anlatır.

İki binli yıllarda fantastik ve korku türünde seri filmler, popüler sinemanın ön saflarında kendine yer bulurken Jared Hess’in yönettiği 2004 yapımı Napoleon Dynamite’in bağımsız Amerikan sinemasında kayda değer bir yeri vardır. Film absürd bir komedi gibi görünse de sıradanlığa tepki koyan bir ergenin büyüme hikâyesini konu edinir.

10 Things I Hate About You
(Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi)

Onar yıllık dönemler hâlinde oluşturduğumuz seçkide 2012 yapımı The Perks of Being a Wallflower (Saksı Olmanın Faydaları) bir gençlik filmi olarak bağımsız sinemada hak edilmiş bir gurura sahiptir. Stephen
Chbosky’nin kendi yazdığı kitaptan beyazperdeye uyarlayarak, yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği filmin başrollerinde Logan Lerman, Ezra Miller ve Emma Watson yer alır. Lise hayatına uyum
sağlamakta zorlanan, geçmişte yaşadığı travmaları üzerinden atamayan Charlie’nin kendini ve çevresini keşfetmesini içten bir dille anlatan film; yargılamamanın, dışlamamanın ve ilgi göstermenin
hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu başarılı bir şekilde ortaya koyar.

“Her yeni film hayatımı nasıl idare
edeceğimi öğretiyor.” Nuri Bilge Ceylan

Türk sinema tarihinde gençleri anlatan filmleri incelediğimizde yetmişli yıllara kadar karşımıza belirgin bir film çıkmamaktadır. 1975 yapımı Orhan Elmas’ın yönetmenliğini yaptığı başrollerinde Gülşen Bubikoğlu ve Mesut Engin’in yer aldığı Ah Bu Gençlik filminde Cemile’nin bir motorlu tekne alma hayallerine ulaşmak isterken yaşadığı olaylar romantik komedi ile ele alınır.

Tam dört nesildir bıkmadan seyredilen, ilk serisi 1975 yılında çekilen ve altı filmden oluşan Hababam Sınıfı, Rıfat Ilgaz’ın 1957 yılında kitaplaştırdığı eserinden Ertem Eğilmez tarafından beyazperdeye uyarlanır. Hababam Sınıfı serisi gençlerin bakış açısıyla hayatı gözlemleyen gençlik komedisidir. Haylaz bir sınıf ve hocalarının etrafında gelişen olayların anlatıldığı, İnek
Şaban’dan Kel Mahmut’a, Güdük Necmi’den Hafize Ana’ya kadar, okul sıralarından geçmiş herkesin hatıralarında yer etmiş karakterlerin bir arada bulunduğu filmde Hababam Sınıfı efsanesini yaratan en
önemli faktör İnek Şaban tiplemesiyle kuşkusuz Kemal Sunal’dır. Serinin Melih Kibar imzalı film müzikleri unutulmayacaklar arasına girer, dönemin popüler parçaları da; “Fesuphanallah, Neler Oluyor Hayatta, Sen
Gidince Bak Neler Oldu” filme neşe ve renk katar.

Türk sinemasının tanınan yönetmenlerinden biri olan Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği 2001 yapımı Bana Şans Dile başarılı bir gençlik
filmi olarak kayıtlara geçer. Filmde, içine kapanık ve sürekli hayatı sorgulayan bir öğrenci olan Bahadır’ın dünyayı değiştirmek adına sınıf arkadaşlarını rehin alması ve devamında gelişen olaylar anlatılır.
Bahadır’ın özelinde gençliğin yaşadığı -anlaşılamamanın verdiği yalnızlık- samimi bir dille sunulur.

Ağırlıklı olarak sinemaya giden grubun 16-30 yaş aralığındaki gençler olduğunu biliyoruz. 30’lu yaşların sonuna doğru sinemaya gitme
sıklığı azalırken, 50’li yaşlarla birlikte bu alışkanlığın tekrar artışa geçtiği belirlenmiş. O hâlde sinema, gönüllerini genç tutmuş, cesaretini ve umudunu yitirmemiş, yaşama olduğu kadar hayallerine de açık alan
bırakmayı başarmış, çevresindeki güzellikleri fark etmiş ve genç kalmasını bilmiş herkese hitap eder.