Editörden – İpek Coşkun

Selamlar Sevgili Okur,

Küresel salgınla geçen bir yılı geride bıraktık. Henüz salgın geçmedi. Aşılar geliştirilmiş olsa da bir süre daha salgının sınırlamaları ile karşı karşıyayız. Bu durumda yine bize en iyi gelecek şey, bol bol okuyup yazmak. Bu anlamda YA/DA dergisinin içeriklerinin sizlerden her geçen gün daha fazla beğeni aldığını görmek, bizim için onur verici ve işimizi daha iyi yapmakta en güçlü motivasyon kaynağı.

Çok şey değişti bu bir yılda hayatımızda. Çalışma ve aile hayatımız, alışveriş alışkanlıklarımız, ikili ilişkilerimiz, giyim tarzımız, öğrenme yöntemlerimiz, kendimize bakışımız vb. … Değişen başka şeyler de oldu, salgın öncesinde de hızla değişen ve bizim çok dikkat kesilmediğimiz. Soframızı ve musluğumuzda akan suyu etkileyene dek uzaklarda bir yerlerde sadece kutup ayılarının gündeminde olduğunu varsaydığımız bir değişiklik: “İklim değişikliği”…

Sanki başka bir dünyayı izler gibi izledik yıllarca. Orada bir yerde olup biten bir şey… “Buzullar eriyor… Kutup ayılarının nesli tükeniyor…” söylemlerine o kadar uzaktan baktık ki sanki bu tehlike hiç kapımızı çalmayacak gibi geldi çoğumuza. Kaygılananlara ise marjinal etiketini yapıştırıverdik. Şimdilerde, barajların doluluk oranları “son dakika” haberi olarak telefonlarımıza düşmeye başladı. Tabiat alarm veriyor. Gıda arzı konusunda iklim değişikliğinin sofralarımızı nasıl vurduğuna şahit oldukça herkesi bir panik havası almaya başladı. İklim krizi konusundaki derin uykumuzdan yavaş da olsa uyanıyor gibiyiz. Karbon ayak izimizi tartışır olduk nihayet. Geç de olsa Kyoto Protokolü, Paris Antlaşması metinlerini karıştırmaya başladık.

Yeterli mi peki? Elbette hayır. Bu konuda çocuklarımızı yetiştirecek düzeyde farkındalığı ve bilgiyi kazanmadığımız müddetçe hiçbir şey yeterli olmayacak. Bunun da öyle kısa bir sürede başarılamayacağını, önce bizim, ardından çocuklarımızın bu konuda zihinlerinin dönüşümü için tabiata daha fazla hürmet etmemiz, iyi bir tabiat okuryazarı olmamız gerektiğini tekraren belirtmiş olalım. Nitekim krizin müsebbibi zaten çocuklarımız değil. Yetişkinlerin tabiata karşı üstenci tavrı ve tabiatın sonsuz sahibi kendisiymiş gibi bir yaklaşım geliştirmesi, içinde olduğumuz iklim krizinin başlıca nedeni. Bir bardak kızartılmış yağı lavaboya döken kişi ile fabrikasının filtre sistemleri yüzünden nehirlere, denizlere toksik madde akıtan birini, petrol şirketlerine göz kırpan sorumsuz bir politikacıyı birbirinden çok da ayırmıyorum. Hemen hepsi de içinde olduğumuz krizde başat rol oynuyor. Bu işin azının çoğunun olmadığı açık ve net. Sadece farkında olmadıklarımız konusunda biraz daha öğrenme çabasına ihtiyacımız var.

Dergimizin yeni sayısı buradan hareketle “iklim değişikliği” konusu ile hazırlandı. Türkiye’deki otoritelerin birçoğunu bulabileceğiniz sayımızda tabiatın kalbinden bir ismin söyleşisini dikkatle okumanızı tavsiye ederim: “Bal Ülkesi” filminin başkahramanı Hatice Muratova iklim değişikliğinin arıları ile olan dünyasını Makedonya yaylalarında nasıl etkilediğini incelikle anlattı. Ayrıca tabiat ve iklim farkındalığı konusunda ülkemizin önde gelen otoritelerinden Güven İslamoğlu, Deniz Ataç, Gökhan Abur gibi isimlerle iklim krizinin sosyal, ekonomik ve elbette eğitim boyutlarını ele aldığımız yazı ve söyleşileri bilhassa çocuklarınızla birlikte incelemenizi öneririm.

YA/DA ekibi olarak temel gayemiz, iklim değişikliği meselesinin hem okullarımızda hem de hanelerimizde hak ettiği düzeyde ele alınması ve içselleştirilmesidir. Bir emanet medeniyetinin bireyleri olarak hâli hazırda çocuklarımızın geleceği için en kıymetli emanetin hürmet gösterilmiş bir tabiat olduğunu belirtmek isteriz.

İpek Coşkun