Editörden

Merhaba Sevgili Okur,
Sayılarla aranız nasıl? Salgın döneminde vaka sayılarını takip ederken sayılar biraz yordu bizi. Artışlar, düşüşler, dalgalanmalar… Geçici olacağını ümit ettiğimiz bu dönem yüzünden siz yine de sayılarla aranızı bozmayın. Sayılar ve matematik hayatın vazgeçilmezleri. Markette, bankada, sokakta sağımız solumuz aslında matematik. Zaman zaman parmak hesabı kadar basit zaman zaman çok bilinmeyenli denklem tedirginliğinde…

Aslında hayat da bir bakıma devasa bir matematiğin içinde yerini bulma çabası. Kimi zaman çoğalırsın kimi zaman eksilirsin… Macar matematikçi John Von Neumann diyor ki: “İnsanların matematiğin aslında çok basit olduğunu anlayamamaları, hayatın ne kadar karmaşık olduğunu fark etmediklerindendir.” Yani özetle hayatın zorlukları yanında matematiğin lafı mı olur?

Gelin görün ki matematikten hâlen korkuyoruz. Çocuklarımızın da bizlerin de matematikle olan ilişkisi hâlen bir nebze buhranlı. Nedenini hiç düşündünüz mü? Aslında matematiğin zor olduğu ezberi, bir tür “öğrenilmiş çaresizlik” ve yanlış ilişkilendirmeler yumağı. Matematiği bir türlü doğru yere oturtamadığımız ve aslında matematikle samimi şekilde tanışmadığımız için ondan bir düşman üretiyoruz.

Peki, matematik doğru yere nasıl konumlandırılır? Bir örnek vermek gerekirse, ben lisans eğitimimi İngiliz dilbilimi (linguistik) üzerine aldım. Üniversite sınavında bu bölüme girmek için sıkı bir matematik bilgisinden ziyade sıkı bir Türkçe ve İngilizce bilgisi istendi bizlerden. İyi bir İngilizce puanı ile girdiğim bölümde, aldığım ilk “söz dizimi” (sentaks) dersinde önce Ferdinand de Saussure ardından Noam Chomsky’nin dile yaklaşımlarını matematiksel ilişkilendirmelerle görünce aslında dilbilim alanının özünü matematiğin oluşturduğunu anladım.

Dil felsefesi dersinde Ludwig Wittgenstein’ın metinlerini okudukça da Türkiye’de dil ve felsefe derslerine matematikten ne kadar uzak yaklaşıldığını anladım. Anladım ki iyi bir dilbilimci ya da felsefeci olmak için aynı zamanda iyi bir matematikçi olmak gerekiyormuş. Belki bu yüzden ülkemizde iyi dilbilimci ya da felsefeci yetiştirme konusunda dünyaya nazaran sınırlı kalmamızın bununla ilgisi vardır. Tabii edebiyatı da buna eklemek gerek. Edebiyatın da matematikle yakın ilişkisi hâlen tam manasıyla anlaşılmış değil.

Bu sayımızda aynı zamanda mühendislik profesörü olan çağdaş romancımız Murat Gülsoy’un matematiğin edebiyat ve dille ilişkisi üzerine röportajını dikkatle okumanızı öneririm.

Yanlış konumlandırmalar matematiğe karşı korkularımızı ve endişelerimizi daha da çok besledi. Bir de matematiği salt bir ders olarak ya da sadece formüllerden ibaret bir ürün olarak kullanıcılara sunmak yüzünden çok zaman kaybettik.

Anlamadan ve anlamlandırmadan sunulan matematik hayatımızda sadece sınav skoru olarak kaldı. Matematiğin bütün zenginliğini biraz da çoktan seçmeli test kitaplarına hapsettik. Bu da matematiksel bakışımızı ne yazık ki fakirleştirdi. Bu sorunsalı, matematiği anlama ve anlamlandırma gerekliliğini, duayen matematikçi Ali Nesin Hoca ile gerçekleştirdiğimiz röportajda daha kapsamlı görebileceksiniz.

Şüphesiz matematik üzerine yüzlerce dergi çıkarsak yetmez. Biz, bu sayımızda matematikle olan ilişkimize, korkularımıza dikkat çekmeye çalıştık. Ve artık matematikle barışma vakti dedik. Birbirinden değerli röportajlar ve yazılarla yine nefis bir sayımız oldu. ya/da ekibi ile eğitimin asli meselelerini odağa aldığımız nitelikli bir sayı ile tekrar huzurunuza çıkmış olmanın mutluluğu içerisindeyiz.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

İpek Coşkun