DÜNYANIN MERKEZI: “BEN” – Nilgün Bıyıklı

Nilgün Bıyıklı

Bursa Yıldırım Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Türkçe Öğretmeni



İnternetin bilgiye erişimi kolaylaştırması ve sanal da olsa sosyalleşmeyi sağlaması son derece olumlu bir durum olarak kabul edilebilir. Ancak erişilen bilginin doğruluğu ve sosyalleşmenin ne derece sağlıklı olduğu
da durumu önemli hâle getiriyor. Yapılan araştırmalar, doğru bilgi ve davranışın yayılma hızının, hatalı bilgi ve davranışın hızına göre epey geride olduğunu gösteriyor. Bu da bizi, baş döndürücü bir şekilde
değişen bir dünyada, düşünce ve davranış biçimi şekillenme aşamasında olan nesillerin ne olacağı sorusuna götürüyor.

Jean M. Twenge’nin Ben Nesli adlı kitabı, işte tam bu sorunları merkezine alan önemli bir çalışma. 90’lı yıllardan itibaren hızla belirginleşen bir nesli tanımlamak ve bu neslin davranışlarının kökenlerine inmek konuya doğru bir giriş yapmamızı sağlayabilir.

Özellikle az veya orta gelişmiş ülkelerde, yokluk yaşayarak yetişmiş ve kendileri ebeveyn olmuş bireylerle çok gelişmiş ülkelerde 60-70’lerin çocuklarının çocukları, 1990-2010 arası kuşağın yetiştiriciliği konumunda oldular. “Ben çektim, yavrum çekmesin”, “Değer görmedim, yavrum
insanca değer görsün” ile başlayıp “Kendi kararlarını kendileri versin”, “Onun hayatı, onun kararı” ile devam eden bir yaklaşım yelpazesinden bahsediyoruz. Sürekli pohpohlanan, çok değerli, biricik ve eşsiz olduğu, dünyanın en önemli insanı muamelesi gören, herhangi bir büyüğün
tavsiye ve yönlendirmelerine kapatılmış, geleneklerle bağı keskin bir şekilde koparılmış, kendilerini dünyanın merkezinde, herkesin ve her şeyin üstünde gören bir nesil. Hatta bir süre sonra, tüm dünyanın âdeta kendilerine hizmet etme zorunluluğu bulunduğu gibi bir kabulle hareket eden bir nesil…

Twenge’in “ben nesli” dediği bu nesil, sahip oldukları özgüven ve cesaretle ters orantılı olarak cehalet ve davranış bozukluklarıyla bezenmiş, devasa bir kitle. Onca özgüven pompalanması ve ideale yakın çevresel şartlara rağmen, depresyon ve benzeri ruhsal bozukluklara çok yatkın, kırılgan bir
yapıya sahipler. Yazar, kendi sosyal çevresi olan ABD örneğinden hareket ediyor olsa da tüm örneklemeleri ve yaklaşımı, üç aşağı beş yukarı Türkiye ve diğer dünya ülkeleri için de geçerlilik arz ediyor.

ABD’de başlayıp tüm dünyayı etkileyen, âdeta salgın bir yozlaşma sürecini anlatan Twenge, yeni kuşakların taşıdığı sorunlara dikkat çekiyor ve bunların bazılarının altını belirgin şekilde çiziyor. Aile bağlarının, geleneksel değerlerin öğreticiliğinde hayata atılan yeni nesil örneklerin azalmasının bedelinin çok ağır olacağını söyleyen Twenge, gelinen duruma ilişkin yaygın sorunlara dikkat çekiyor: Narsizm, bencillik, abartılı iyimserlik, kaygı bozukluğu ve depresyon.

Bugün 30 ilâ 50 yaşları arasında olan kitleyi masaya yatıran Twenge, kitabında 15 yıla yakın bir sürede yaptığı araştırmaların sonuçlarını okurlara aktarıyor. Kendine güvenmenin, kendinden emin duruşun, bir
konudaki “doğru”dan ve “başarı”dan çok daha önemli olduğu ilkesiyle hareket eden gençlerin; kendilerini her şeyin üstünde konumlandırdığına dikkat çekiyor ve her hayalini gerçekleştirebileceğine inanmış bu gençlerin, hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmeye hazır olmadıklarının altını çiziyor. Ben neslinin zihnine bu düşünceleri pompalayan unsurların ise; sinema, müzik ve reklamcılık sektörü olduğunu belirten Twenge’nin tespitlerine, özellikle kitabın çıkış tarihinden sonra etkinliği artan internet ve kitap yayıncılığı sektörlerini de eklemek mümkün. Bugün sosyal medya, birbirlerini olumsuz yönde etkileyen muazzam bir genç kitleyi beslemekte.

Twenge, araştırmalarının sonuçlarıyla birlikte çözümlerini de dile getiriyor ve konuyu boşlukta bırakmıyor. Anne ve babaların, gençliğin doğasında bulunan bazı tuzaklara düşmeme konusunda çocuklarına nasıl rehberlik edebileceklerini anlatırke “çocukların kendi nesillerinin etkisinden
tamamen izole edilemeyeceğini bilmeniz gerek…” diyor ve ekliyor: “Çocuklarınız, yaşıtlarından, medyadan ve sosyal çevrelerden yoğun olarak etkilenecek. Ancak siz, olumlu özellikleri destekleyerek olumsuz etkileri tersine çevirebilirsiniz.”

Yazarın gençlere de önerileri, yönlendirmeleri mevcut. Bazı önerilerinin sezgisel olduğunu söyleyen Twenge, “Belirli televizyon programlarını sınırlı seyredin, aşırı düşünmekten kaçının, sosyal ilişkilere değer verin, depresyona karşı doğal yollarla baş edin, gerçekçi beklentiler geliştirin” diyor. Biz buna, 2010 sonrası artan internet kullanımını ekleyebiliriz.
Her ne kadar internet kullanımının günümüzdeki kadar yaygınlaşmadığı bir dönemde yazılmış olsa da kitap bu hâliyle bile, hem ebeveynler hem de gençler için çok önemli ipuçları ve rehberlikler barındırıyor. Ayrıca, sosyal medya ve internet odaklı bir güncelleme ile kitap mükemmel bir kıvama
gelecektir.

Twenge, kitabında kendine güvenmenin, kendinden emin duruşun, bir konudaki “doğru”dan ve “başarı”dan çok daha önemli olduğu ilkesiyle hareket eden gençlerin; kendilerini her şeyin üstünde konumlandırdığına dikkat çekiyor ve her hayalini gerçekleştirebileceğine inanmış bu gençlerin, hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmeye hazır olmadıklarının altını çiziyor.