DİVAN ŞİİRİNDE CEHALET – Adnan Uzun

Adnan Uzun*

Klasik şiirimizin temelinde ve klasik şairlerimizin anlayışında ilim her zaman önemli görüldü. Fuzûlî, Divan’ının mukaddimesinde;

“… Zira ki ilimsiz şi’r esası yok divar kimi olur ve esassız divar gayette bî-itibar olur…” şeklindeki beyanıyla ilimsiz şiirin olmayacağını, ilimsiz şair olunamayacağını ifade eder.

On sekizinci yüzyıl şairi Sümbülzâde Vehbî de “Şi’rini eyleye ilme tatbik/Bile mefhûm-ı ma’ânî-i dakik” diyerek şiir sanatını ilimle süslemenin gerekliliğini belirtir.

Tanzimat Dönemi şairlerinden Ziya Paşa ise Terkib-i Bend’inde nadanlardan şöyle dem vurur: “Nâdânlar eder sohbet-i nâdanla telezzüz, Dîvânelerin hemdemi dîvâne gerekdir”

Doç. Dr. Hüseyin Güfta’ya ait divan şiiriinde Cehalet adlı eserde; kötülüğün, ahlaksızlığın, zulmün kaynağı olan cehaletin divan şiirinde kimler tarafından, hangi ilgilerle ve nasıl kullanıldığı araştırılır. Cehaletle ilgi kurulabilecek unsurları ve bu unsurların divan şiirinde nasıl ele alındığını hassasiyetle inceleyip tasnif eden eser, sekiz bölümden oluşur.

“Cehalet ve cahil” kavramlarının sözlüklerdeki karşılıklarının verildiği birinci bölümde divan şiirindeki kullanımı ele alınır, cehalet ve cahille ilgili benzetme ve nitelemeler çeşitli dönemlerden farklı şairlerin eserlerinden alınan örneklerle tespit edilir.

Buna göre; “Cehalet karanlık, ilim bir nurdur”, “Cehalet karanlığı, kalbi örten bir perdedir.”, “Dünya, hile ve savaşlarla dolu karanlık bir eve benzer, bu karanlık cehalet karanlığıdır.”, “Cehalet, düşenin ancak ilimle kurtulacağı bir tuzaktır.”…

Cehalet ve cahilliğin dinî, tasavvufî ve ahlaki açıdan değerlendirildiği kitapta cahilin kişilik özelliklerinin çerçevesi çizilmeye çalışılır. Dış görünüş, iç görünüş özellikleri şairlerin değerlendirmeleriyle verilir.

Yazar, divan şiirinde cehalet sembolü olarak zikredilmiş “cin, ifrit, dev, şeytan” gibi ruhanî varlıklara; “Nemrud, Karun, Ebu Cehil, Yezid, Bakil,…” gibi tarihî ve efsanevi kişilere; halk arasında cahiller ve cehaletle ilgi kurulan “eşek, karga, baykuş,…” gibi hayvanlara yer verir ve bunları örnek beyitlerle ifade eder.

Cehaletin sosyal hayata yansıması; şiir, latife, beddua, çocuk, oyun, okul, kalem, kâğıt, kitap, şehir, taşra ve şarap gibi unsurların cehaletle ilişkisini inceler.

Ayrıca divan şiiri kişilikleri olarak karşımıza çıkan maşuk, âşık, rakip, rint ve zahit ile olan ilgisi yanında cehaletle zaman ve felek ilişkisi araştırılırken, bazı manzum edebî türlerdeki cehalete dair kullanım ve ifadelerin belirlenmesi de şiirler üzerinden yapılır.

Kitapta dikkat çeken bir bölüm de cehaleti ve cehaletten kaynaklanan davranış kabalığını etkili bir tarzda ifade için kullanılan, aynı zamanda cehalet ve cahille ilgili Farsça, Arapça, Türkçe kurallara göre yapılmış kelime ve şekillere, atasözlerine, anlatım yöntemlerine, cehalet seviyesini belirtmek için kullanılmış kelime ve terkiplere yer verilmesidir.

Bunların yanında divan şiirinde müstakil olarak cehalet ve cahil mefhumları üzerine tuyuğ, kıt’a, mesnevi, gazel rubai gibi nazım şekilleriyle yazılmış manzumelere de yer verilen kitabın son bölümdeki örnekler cehaletle ilgili yapılabilecek yeni çalışmalara kaynak oluşturacak niteliktedir.

Büyük bir titizliğin ve çabanın ürünü olan eseri okumak ele alınan konunun derinlemesine ve değişik yönlerden kavranmasına imkân sağlarken asırların birikimi olan divan şiirinin muhteva olarak anlaşılmasına da katkı verecektir.