DİJİTAL DÖNÜŞÜMLE ÖNEM KAZANAN YETKİNLİKLER – Cavit Yantaç

Cavit Yantaç

Microsoft Yazılım Mühendisliği Bölümü 
Genel Müdür Yardımcısı

Yirminci yüzyıl, nasıl otomotiv ve petrol sektörlerinin etrafında şekillendiyse yirmi birinci yüzyıl da bilişim ve veri etrafında şekilleniyor. Yirminci yüzyılda petrol, dünya ekonomisi, siyaset ve uluslararası ilişkileri nasıl şekillendirdiyse yirmi birinci yüzyılın başlarında aynı etkiyi “veri”den bekliyoruz. Peki, Türkiye olarak biz bu yeni ekonominin neresindeyiz ve burada etkin şekilde yer almak için çocuklarımıza ve gençlerimize hangi yetkinlikleri kazandırmalıyız? 

Nesnelerin İnterneti 

1970’li yıllardan itibaren kurumların kullanımına giren devasa bilgisayar sistemleri, önce küçülerek kişisel bilgisayarlara (PC) sonra akıllı telefonlara dönüştü. Günümüzde de hayatın her noktasında akıllanan sistemler, sensörlerden gelen verileri kullanarak çok daha yüksek miktarda veri üretebilir ve tüketebilir hâle geldi. Bu ekonomiye kısaca “nesnelerin interneti” deniyor. Peki, nesnelerin interneti, günlük hayata nasıl giriyor, mevcut örnekleri nelerdir? 

Akıllı saatler: Attığımız adımları ölçen, kalori hesabı yapan ve GPS üzerinden koşu rotamızı çıkartan saatler aynı zamanda e-postalarımızı okumak veya müzik dinlemek için de kullanılabiliyor. 

Akıllı evler: Akıllı hırsız alarmları, bebeklerimizin veya yaşlılarımızın durumunu bize haber veren sensörler, uzaktan sıcaklık yönetimi yapmamızı sağlayan akıllı kombi yönetim sistemleri, nesnelerin internetinin gayet somut örnekleri.

Akıllı çöp kutuları ve çöp toplama araçları: Çöp kutularına yerleştirilen sensörlerle onların doluluk oranını ölçen, böylece boş çöp kutularının önünde çöp arabasının durmasını gereksiz kılan, bu sayede de karbondioksit tüketimini önemli miktarda azaltan sistemler artık Türkiye’de pek çok belediyenin kullanmaya başladığı çözümler arasında yer alıyor.

Makinelerin Karar Verebildiği Bir Dünyada İnsanlara Düşen Nedir?
Tüm bu gelişmeler, önümüzdeki dönemde dünyamızın ve tabii buna bağlı
olarak mesleklerin ciddi bir dönüşüm geçireceğini gösteriyor. Pek çok bilim insanı, bugün var olan mesleklerin %50’sinden fazlasının 10 sene sonra yer almayacağını belirtiyor. Peki, bu durumda çocuklarımızı yetiştirirken eğitimciler olarak nelere dikkat etmemiz ve ülke olarak hangi adımları atmamız gerekiyor?

Birincisi, bu yeni dünyada her kurum bir yazılım evine dönüşüyor. Otomotiv, beyaz eşya, tarım gibi pek çok sektörün bu kadar akıllı algoritmayı yazabilmek için binlerce yazılımcıya ihtiyacı var ve bu ihtiyaç gittikçe artıyor. Bu nedenle Türkiye’nin de kuvvetli bir yazılımcı
ekosistemi geliştirmesi gerekiyor.


Yazılımcı demek; merak eden, merakını analitik yöntemlerle gideren, teknolojiye meraklı kişi demektir. İlkokul sıralarından başlayarak matematiği, geometriyi, fizik ve mekaniği ezberle değil, merakla öğrenen
ve kodlayan beyin demektir.


İkincisi, bu yeni dünyada bilgisayara iyi hükmedebilen yazılımcılar olmak yetmiyor. Her türlü tüketicinin nabzını iyi okuyan, görsel yanı kuvvetli, tasarıma sadece son ürün olarak değil, bir süreç olarak bakabilen nesillerin yetişmesi gerekiyor.


Kısacası bu dünyanın yepyeni Mimar Sinanlara ihtiyacı var. Matematik ve fiziğin sınırlarını zorlayan, aynı anda da estetikte çığır açan yepyeni beyinlere…


Üçüncüsü, Mimar Sinan döneminden farklı olarak bu yüzyılda bilgiye erişilebilen neredeyse sınırsız kaynaklar olduğuna göre yalnızca kendi alanında uzman olmak yeterli değil. “Çok disiplinli” düşünebilmek,
takım oyunu oynayabilmek, yirminci yüzyılın büyük kurumlarında görmeye alışık olduğumuz şekillerde düşünmeyip kurum içinde ve dışında kıvrak manevralar yapabilmek gerekiyor.

Dördüncüsü, gençlerimizin çok dilli ve çok kültürlü bir dünyaya açık olması, korumacı dürtülerden uzaklaşarak rakiplerini çok iyi tanıması gerekiyor. Rekabet, dünyanın herhangi bir noktasından gelebiliyor. Bu nedenle gençlerimizin tüm dünyaya açılmaları; Çin, Kore, Estonya,
Finlandiya’da veya Şili gibi Güney Amerika ülkelerinde yaşamaya ya da o ülkelerle çalışmaya hazırlıklı olmaları gerekiyor.
Türkiye; coğrafi konumu, genç nüfusu, önemli bir üretim merkezi hâline gelen ekonomisi ile önemli bir konumda.


Bugünün eğitimcilerine ve teknologlarına düşen, Türkiye’nin bu fırsatlardan yararlanabilmesini sağlamak için doğru insan profilini yetiştirmek. Sonrası son derece kolay olacak zaten.