CEHALET YORGUNLUĞU – İpek Coşkun

İpek Coşkun

İlimsizlik bilgisizlik yüzünden,
Cehalet hortlayıp çıkar mı çıkar
Sevgisizlik saygısızlık yüzünden
İnsan insandan bıkar mı bıkar…

Neşet Ertaş

“Cehalet” kelimesi kavram dünyama ne zaman düştü diye kendi kendime
sorduğumda babamın dinlediği türküler geliyor aklıma. Neşet Ertaş; babamın arabasında, evdeki teybinde çalan isimlerden biriydi. Babam üniversite mezunu, çok okuyan, yazan, karizmatik, mesleğine âşık bir öğretmen. Çocuk aklımla ilkokul mezunu bunca adamı neden dinliyor ki diye sorguluyordum. Arkadaşlarımın evlerinde, babalarının arabalarında Yonca Evcimik, Tarkan çalarken babam neden hep bu adamları dinliyordu. Yadırgıyordum.

Arabayla yaptığımız uzun yolculuklarımızda kasetin ön yüzü ve arka yüzünün kaç tur dinlerdik hatırlamıyorum. Bu tekrar tekrar dinlemelerimizde ben bu ilkokul mezunu adamın sözlerine dikkat kesilmeye başlamıştım. İlginç şeylerden bahsediyordu aslında. “Yolcu” diye bir türküsü vardı mesela “Cehalet elinde küskün kederiz.” diyordu Neşet Ertaş.

Cehalet kelimesini zihnimde ilk kez didiklemeye o zamanlar
başlamıştım. İlkokul öğretmenim rahmetli Mahir Akdağ’a kelimenin ne anlama geldiğini sordum. “Kendini bilmezliğe, haddini bilmezliğe cehalet denir.” demişti. “Hiç okula gitmeyenlere de cahil mi denir öğretmenim?”

diye devam ettim. “Yok evladım, üniversite mezunu olup cahil olanlar da var.” deyince kafam hepten karıştı. Ama ben profesör olacaktım. “Profesör olup cahil olanlar da çok.” dedi öğretmenim. Zihnimdeki tüm tezlere meydan okuyor, hepsini alt üst ediyordu. İlkokul beşinci sınıfın zihnî
yorgunluğu çok ağırdı anlayacağınız.

Mürekkepli Cehalet

 Geçen yıllar; rahmetli ilkokul öğretmenimin, babamın dinlediği Neşet Ertaş türkülerinin ne demek istediğini bana tecrübelerle teker teker öğretti. Cehaletin tam karşısına koyacağım “erdem” kavramının öyle mürekkep yalamakla ilgili olmadığını da zamanla görmüş oldum. Mürekkep demişken asırlar önce âlimlerin cehl-i mürekkep diye bir güruhu zaten tartışmış olduğunu fark ettim. İmam Gazzali’nin İhyâu Ulûmi’d-Dîn’inde açık tanımları var. Cehl-i basit ve cehl-i mürekkep ayrımı yapmış. “Cehl-i basit: bilmez ama bilmez olduğunu bilir. Buna yol gösterin. Cehl-i mürekkep: Bilmez ama bilmez olduğunu kabul etmez. Onu terk edin.”

Öyle kolay terk edilmiyor tabii. Cehl-i mürekkebin bulaşıcı bir tarafı da var. Bir tür fikrî veba diyebiliriz. Cehl-i basite göre etkileşimleri çok yüksek. Kitleleri etkiler, ülkeleri, milletleri etkiler. Ardında da bir yığın fikrî mevta bırakır.

Neyse cehl-i basit kavramını çok sevdim ama. Gazzali’den 1.500 yıl önce yaşamış Sokrates’ın Platon tarafından aktarılan “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü tam olarak cehl-i basit kavramına denk düşer. Cehaletin erdemlisi olur mu derseniz bu formuna erdemli cehalet dememiz abartı olmaz herhâlde. İçinde tevazuyu ve kendini, haddini bilmeyi barındırır çünkü. Tam da ilkokul öğretmenimin söylediği gibi.

“Hiç okula gitmeyenlere de cahil mi denir öğretmenim?” diye devam ettim. “Yok evladım üniversite mezunu olup cahil olanlar da var.” deyince kafam hepten karıştı.

Yarım Hekim Candan, Yarım Hoca Dinden…

Cehalet üzerine yazan düşünürlerden biri de Theodor W. Adorno’dur. Adorno 1959’da yayımlanan “Theorie der Halbbildung” isimli makalesinde, “Yarım anlaşılmış veya yarı öğrenilmiş şey, eğitimin ön basamağı değil can düşmanıdır.” der. Bizde malum laf vardır ya “Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.” diye. Aynı şeye işaret ediyor. Bu yarım halin özgüvenini de konuşmak lazım belki. Nasıl bir özgüvendir ki o işin tüm bilgisine ben sahibim iddiasındadır.

O yarım yamalak bilgiye sahip olmanın hazzı öyle fazladır ki diğerinin yorumuna, görüşüne de tahammülü yoktur kişinin, bir körleşme başlamıştır. Göz başka bir şey görmüyordur. Hani kör cehalet kavramı var ya, işte bu profile cuk diye oturur. “Bilmiyorum.” ifadesinin eğitimdeki yeri zannedildiğinden fazladır.

 “Bilmiyorum.” ifadesi bir olumsuzluk değil, yeni yeni kapıları açacak bir anahtardır aslında.

Okullarda Cehaleti Anlatmak

 Eğip bükmeden, kavramlara bulamadan aynı ilkokul öğretmenimin anlattığı gibi anlatın çocuklara: Cehalet; kendini bilmezlik, haddini bilmezliktir diye. Bunun okullu olup olmamakla ilgisi yoktur diye. Okulun işlevini tamamen sıfırlamak istemiyorum elbette, iyi bir okul ikliminin ve erdemli eğitimcilerin olduğu bir okulda çocuklarımız cehaletin tüm virüslerine karşı müthiş bir bağışıklık geliştirecektir. Aksi durumda da cehaletin tüm patolojisini alacak ve temas ettiği herkese bulaştıracaktır bunu. Öğretmenin bilmediği bir konuda öğrencilerine samimiyetle, “Çocuklar, bu konuda bilgim yeterli değil.” diyebilme yürekliliğini göstermesi gerekir. Tabii ertesi gün o konuyu çok iyi öğrendikten sonra öğrencilerinin açlığını dindirmek de yine öğretmenin vazifesidir. Yeterli bilginizin olmadığı bir konuda kesinmiş gibi eğitim vermek çocukların hakkına girmektir. “Bilmiyorum.” ifadesinin eğitimdeki yeri zannedildiğinden fazladır. “Bilmiyorum.” ifadesi bir olumsuzluk değil, yeni yeni kapıları açacak bir anahtardır aslında.” Çocuklar bilmiyorum ama bunu birlikte araştırmaya ne dersiniz?” erdem yüklü bir cümledir.

Cehalete Alet Olmak ve Yorgunluğumuz

Günlük hayata bakıyorum da cehalete o kadar sık alet oluyoruz ki. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bir tür ata sporu haline dönüşmüş durumda. Yalan bir haberin yayılma hızı, üzerine koca koca gazetecilerin kasarak yorumlar yapması, bir delinin attığı taşı toplumca çıkarma çabamız ne çok yoruyor bizi. Adına kutuplaşma mı dersiniz, linç kültürü mü hoşgörüsüzlük mü bilmiyorum ama yaşadığımız pek çok toplumsal buhranın altında derin bir cehalet ve bu cehalete alet olan biz milyonlar varız. Kimse kendisine kondurmayabilir, kabul etmeyebilir ama bizim büyük çaresizliğimiz diyebileceğimiz bir boyutta cehaletin elinde oradan oraya savruluyoruz. Çok yorgunuz. Neşet Baba’nın da söylediği gibi “Cehalet elinde küskün kederiz.” Bu yorgunluk, erdemli bir toplum olmamız için gereken tüm enerjiyi de elimizden söküp alıyor. Karamsar değiliz ama. Her şeye rağmen muhasebe yapan, sorgulayan, tartışan, kendini iyi ifade eden yeni nesiller var ve onların yaratacağı fikrî katma değerin anlamı çok büyük. Evet, ümidim gençlere rağmen yine gençlerdir.

Adına kutuplaşma mı dersiniz, linç kültürü mü hoşgörüsüzlük mü bilmiyorum ama yaşadığımız pek çok toplumsal çatışmanın, buhranın altında derin bir cehalet ve bu cehalete alet olan biz milyonlar varız.