Bir Küçürek Öykü: Gençlik -Hüseyin Akın

Gençlik sırası gelen bir mevsim gibi gelip geçse de onun azmi, enerji ve dinamizmi ömür boyu devam eder. Yaşayan insan gerçek anlamda yaşlanmaz. Asıl yaşlılık düşünmemek ve düşündüğünü gerçekleştirmek için gerekli enerji ve cesareti kendinde bulamamaktır.

Gençlik kısa bir hikâyedir. Yazımı zor, okuması kolay. Kıştan ilkbahara evrilir gibi bir ergenlikten sonra gelip ömrümüzün başköşesine sokulur. Zorluğu bu yüzdendir. Okumak için ihtisas gerekmez, uzaktan da yakından da bir çırpıda okunur. Şöyle bir bakın, en peşin yargıların gençlerle ilgili kurulan cümlelere ait olduğunu göreceksiniz. “Şimdiki gençler” diye başlayan cümlelerin ardı arkasını kestirebilirsiniz. Peşi sıra değer yargılarına karşı duyarsızlıktan az okumaya, ideal eksikliğinden haz düşkünlüğüne kadar daha bir sürü şey art arda sıralanır haklarında. Kolay okunur olması bundandır. Herkes bu kısa hikâyeyi kendi hikâyesiyle yüzleştirmeden ana hükme ulaşır. İmlayı bile ters yüz edenler vardır.

İnsan ömrünün en akılda kalan cümlesidir gençlik. Belki de çocuklukla orta yaş ve ihtiyarlık arasında kısa süreli bir oyun alanı. Kan normal seyrinden çok daha hızlı ve delice akar. Deliliğin delikanlılığa referans olması boşuna değildir. İlerisini düşünmeden bendini aşarak akan bir hayat ırmağından bahsediyoruz. Çekyazar Milan Kundera’nın Şaka romanında ifade ettiği gibi sanki tarihle iş birliği içerisindedir gençlik: “Tarih de korkunç bir şey, o da olgunlaşmamış insanlara çoğu zaman oyun alanı olarak hizmet eder; genç bir Neron için, genç bir Bonaparte için, büyüklere öykünen tutkuları ve gülünç rolleri korkunç ve acıklı bir gerçekliğe dönüşen coşmuş çocuk yığınları için bir oyun alanıdır.” (Şaka-s.109) İleri yaştakilerin neden ikide bir gençlik yıllarına dönüşler yapıp iç geçirdiklerini sanırım şimdi daha iyi anlıyoruzdur.

Akıl, idrak, hissiyat ve beden gücü noktasında hayatla mücadele için gerekli bütün teçhizata sahip olunan çağdır gençlik. Farsça karşılığının “hazine” olması buna işarettir. Hazinede var olanı akıllıca kullanmak lazımdır. Gençlik bu dengeyi kurmakta belki de en çok güçlük çekilen süreç. Hazineyi her an kendi elleriyle yağmalama tehlikesi vardır gencin. Geriye dönmeden ve ileriye bakmadan soluk soluğa yaşamanın bedelidir bu. Yoğun olarak cereyanda kalmaya müsait olmalarının özünde yatan gerçek de budur. Büyüklerin en az çocuklar kadar gençleri koruma refleksi geliştirdikleri bilinen bir şey. Ne de olsa her millet ve her ülkü sahibi kendi devamlılığını gençlerle sürdürebileceğine dair bir beklenti içerisindedir. Mehmet Akif’te “Âsım”, Tevfik Fikret’te “Halûk”, Necip Fazıl’da “Mehmet”, Sezai Karakoç’ta “Tâhâ” gibi. Gençleri ve gençliği olmayan toplumlar ve düşünce sistemleri heyecanını kaybedip durağanlıktan kurtulamazlar.

Gençlik sırası gelen bir mevsim gibi gelip geçse de onun azmi, enerji ve dinamizmi ömür boyu devam eder. Yaşayan insan gerçek anlamda yaşlanmaz. Asıl yaşlılık düşünmemek ve düşündüğünü gerçekleştirmek için gerekli enerji ve cesareti kendinde bulamamaktır. Hugo, Dostoyevski, Tolstoy, Einstein ya da Rodin’in yapıp ortaya koyduklarına bakarsak genç-ihtiyar ayrımının olmadığını görürüz. İhtiyarken de gençlik enerjisi gerektiren işler başaranlar çoktur.   Biyolojik yaşın genç kıldığı kişiler bir daha dönmemek üzere bir şehri terk ederler. Oysa gençlik çağı bize bundan sonra nasıl yaşanması gerektiği ile ilgili kısa bir bilgidir. Gençlik güce dayalı bir tür “yenme” yaşı gibi algılanmakta. Hayatı bir müsabaka ve yarış olarak görmenin getirdiği bir yaklaşımdır bu. Hâlbuki yenme değil yenileme ve yinelemedir genç doğasına yakışan. Eskiyi yeniden yorumlamak ve eskimeyeni yinelemek yani tekrar etmek ancak böylesine döngüsel zaman bilincine sahip bir kuşakla mümkün olacaktır.

“Gençler bilse, ihtiyarlar yapabilse!” Çoğumuz bu sözü duymuşuzdur. Her iki kuşağa da bakışı ortaya koyan bir sözdür bu. Gençlerin hayata dönük derinlikli araştırma olmadan bir durum hakkında kanaat ortaya koydukları, ihtiyarların ise bilgi ve tecrübe olmasına rağmen bunları kullanamadıkları anlatılmak isteniyor. Hatta “Gençliği gençlerin elinden alıp ihtiyarlara vermek lazım.” diye latife yapanlara bile rastlıyoruz. Gençlerde tecrübe, ihtiyarlarda uygulama sıkıntısından bahsedebilir miyiz gerçekten? Teoriyle pratiğin iç içe geçtiği günümüz dünyasında gençlerin tecrübe açığını, ihtiyarların ise güç yetirebilme eksikliğini giderebilmeleri bir hayli kolaylaşmıştır. Burada mesele güçlerin, imkânların ve tecrübelerin senkronize bir şekilde buluşturulup birleştirilmesidir. Shakespeare gençler için “çok dayanmayan bir kumaştır.” demişti. Belki o da “bilmek, yapabilmek” meselesini çok fazla ciddiye aldığı için böyle düşünmüştür. Bir küçürek öykü gençlik, o kadar kısa ki okuduklarından hızını alamayanlar ilginç bir şekilde öykünün yazılmayan taraflarını okumaya çalışıyorlar.

Yenme değil yenileme ve yinelemedir genç doğasına yakışan.

Eskiyi yeniden yorumlamak ve eskimeyeni yinelemek yani tekrar etmek ancak böylesine döngüsel zaman bilincine sahip bir kuşakla mümkün olacaktır.