BİLGİNİN BİR PARÇASI OLARAK CEHALET – Gülhan Tuba Çelik

Gülhan Tuba Çelik*

Aristo “Tüm insanlar doğaları gereği bilmeyi arzular.” derken insanın en güçlü eğilimlerinden birine, bilgi ihtiyacına vurgu yapmıştır. En yaygın tabirle “bilgisizlik” anlamına gelen cehalet ise bilginin farkında oluşumuzdan beri kendisinin de farkında olduğumuz kavramlardan biridir.

Hatta bu kavram rahatlıkla bilginin zıttı olarak yerleşmiştir. Cehalet konusundaki benzer tanımlarımız ve benzer yorumlarımızla kolektif bir algı içinde hareket ederiz.

Sola Yayınları’ndan çıkan Cehaleti Anlamak kitabının yazarı Daniel R. DeNicola cehalet hakkında farklı bakış açılarına sahip. Okurlarına cehalet hakkında bambaşka ufuklar açıyor. Yazar öncelikle cehalet tanımına yeni bir yorum getirerek onu bilginin zıttı değil bütünleyici bir yapı parçası olarak görüyor. Cehaletin doldurulması gereken bir boşluk olmasından ziyade bilgiyle etkileşimi hiç bitmeyecek dinamik bir yapı olduğunun altını çiziyor. DeNicola’ya göre cehalet, bir yetersizlik durumunu gösterse dahi hiçbir zaman kötü bir şey anlamına gelmez. Ancak bilinebilecek şeylerin cahili olabiliriz. Kâinattaki sonsuz bilgiye karşılık olarak daima sonsuz cehalet de bulunacaktır. Bu da cehaletin muazzam boyutlarını ve görkemini gösterir.

Üzerinde uzlaşılabildiği kadarıyla cehalet; bilinen bilinenler, bilinen bilinmeyenler, bilinmeyen bilinmeyenler, bilinmeyen bilinenler olarak dörde ayrılmıştır. DeNicola bu dörtlüyü kavramsal olarak incelerken felsefi temelden de bolca yararlanır. Thomas Hobbes merakın insandan başka hiçbir canlıda bulunmadığını düşünmüştür.

Bilgiye ulaşmaktaki etkisini göz önüne aldığımızda merakın da cehaletten bağımsız olmadığını görürüz. Kitapta sık sık atıf yapılan Platon’un Mağara alegorisinde cehalet tüm kuşatıcılığıyla oradadır ve merak söz konusu olmadığından yeni bilgi gelmez.

Dışarıdaki dünya “bilinmeyen bilinmeyen” olarak, kimseyi rahatsız etmeden orada durur. Yine kitapta atıf yapılan kadim öykülerden biri de Cennet Bahçesi ve insanın düşüşüdür. Masumiyetin cehaleti içinde bulunan Âdem ve Havva yine “bilinmeyen bilinmeyen”in içindedir. Yılan aracılığıyla yeni bir bilgiye ulaşır ve merak unsuru Cennet Bahçesi’nden kovulmakla sonuçlanır.

Daniel R. DeNicola Cehaleti Anlamak’ta cehalet kavramını dört ayrı yönden inceler: “Yer Olarak Cehalet”, “Sınır Olarak Cehalet”, “Limit Olarak Cehalet” ve “Ufuk Olarak Cehalet” bölümlerinde cehaleti çok çeşitli kavramlarla ilişkisi bakımından ayrıntılı biçimde ele alır. Platon’un Mağarası olsun, Cennet Bahçesi öyküsü olsun “Yer Olarak Cehalet” kavramının içinde yer alırlar. İnsan olarak da zaten cehalet bizim ilk evimiz, ilk meskenimiz, ilk mekânımızdır. Tamamlanmamış olarak doğan insan “bilerek” bu mekânı yıkar.

Bilgimiz Cehaletimizle Sınırlanıyor

“Sınır Olarak Cehalet” bölümü, insanın cehalete olan eğilimini göstermesi yönünden oldukça ilgi çekicidir. Derin, şaşırtıcı ve keyifli bir okumaya kapı aralar. DeNicola, mantığın ilk ve en temel eyleminin sınır çekmek olduğunu belirterek bilgimizin cehaletimizle sınırlandığını ve bu sınırların düşündüğümüzden önemli olduğunu söyler.

Bölümde işlenen konulardan en hayati olanlarından bazıları: Toplumsal Cehalet, Mantıksal Cehalet, Stratejik Cehalet’tir. Yazar bu bölümde dijital devrime de değinir ve gözden kaçırılmaması gereken şeyler söyler. Çok yoğun bir şekilde enformasyona maruz bırakıldığımızın ve bunun kesinlikle bilgi anlamına gelmediğinin altını çizen DeNicola; özellikle bazı şeylerin cahili kalmak istediğimizi belirtir.

Tercih odaklı teknolojinin bilişsel konfor alanları yarattığını, tercih ettiğimizi deneyimleyip kalanlara epistemojik duvarlar ördüğümüzü söyler. “Cehalet -hepimiz için- yükselişte. Ezici enformasyon yağmuru ve giderek büyüyen bilgi dağarcığı yüzünden, bireyin bildiğinin toplam bilgiye olan oranı hızla azalıyor.

Bilgide hem patlama yaşanıyor hem de bilgi yüksek derecede uzmanlaşmış türlere evriliyor. Hepimiz kendi ayrı uzmanlık alanımızdaki yolda yürüdüğümüz sürece, kişisel bilgi haritalarımız daha az kesişip üst üste biniyor.” cümleleri zamanın ruhunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bilmeme hakkının hukuki zeminde bile bir karşılık bulduğu zamanlardan geçerken cehaleti anlamak yeni bir hamleyi hak eder.

Kitapta özellikle dikkat çeken kısımlardan biri de cehalet üzerindeki düzen ve denetim arzumuz olarak belirir. Cehaleti toplumsal anlamda bir hizaya sokup onun cehalet olarak kalmasını özellikle istediğimiz durumlar hakkında da bilgi verilir. DeNicola’ya göre yasak bilgi bunlardan en dramatik olanıdır. Yasak bilgi konusundaki cehalet eğilimini, ataerkil iyi niyetlerden tutun da DNA araştırmalarına getirilen kısıtlamalara kadar götürebileceğimizi söyler.

Kitabın üçüncü bölümü “Limit Olarak Cehalet”te yaradılış gereği ulaşabileceğimiz bir üst sınırdan söz edilir ve bundan ötesinin daima cahili kalacağımız gerçeği vurgulanır. DeNicola “Elbette, her şeyi bilmek Tanrı’nın geleneksel kusursuzluklarından birisidir:

Tüm gerçekleri kavrama yetisi.” derken ömrümüz boyunca cehaletle içe içe olacağımızı dile getirmiştir. Dördüncü ve son bölüm “Ufuk Olarak Cehalet”, cehaletin sonsuz ufku üzerine inşa ettiğimiz yapılardan söz eder. Bilgimiz ne kadar artarsa artsın cehalet bir ufuk olarak karşımızda duracak, engin bir cehalet baki kalacaktır.

Kitabın en başında, cehaleti anlamak için bir kitap oluşturmaya çalışmanın, aynı zamanda ironik bir şey olduğunun altını çizen DeNicola; kitap bittiğinde cehalete dair genel geçer yargımızı değiştiriyor. Cehaleti daha kavramsal ve felsefi yönden görmemize zemin hazırlıyor.

Cehaletin tamamen olumsuz bir algı, bütünüyle eksiklik olarak görülmesinden ziyade tercih edilebilir yönleri ve bilgiden ayrılamaz bir yapısı olduğunu ısrarla vurgulayarak farklı bakış açıları geliştirmemize olanak sağlıyor.