21. YÜZYIL GENÇLİĞİ – Nazife Şişman


Gençlik bir problem alanı olarak gündeme getirildiğinde ya kuşak çatışması ve ergenlik bunalımı gibi psikolojik yaklaşımlar ya da “gençler bozuldu” klişesinde kendisini gösteren nostaljik yaklaşımlar hâkimiyetini
ilan eder. Oysa gencin kim olduğu, evrensel bir genç kategorisinin olup olmadığı, 21. yüzyılda genç olmanın nasıl bir duruma tekabül ettiği soruları cevaplandırılmadan böyle klişe yaklaşımlarla isabet kaydetmek
mümkün değildir.

Gençlik, demografik olarak 15-24 arası bir yaş dönemini tanımlamak için kullanılsa da evrensellik arz eden bir toplumsal kategori olarak “gençlik”ten bahsetmek tartışmalıdır. Zira bir uçta ergenliği belirsiz bir şekilde uzatan, üst ve üst-orta sınıfın çocukları olan uzatmalı öğrenciler
var. Ailelerinin, toplumun ve devletin destek ve burslarıyla üretime katılmadan yıllarca okula giden, özgürlük ve sorumluluk arasındaki dengeyi kurmakta zorlanan, daha yüzyıl öncesinde yetişkin
sayıldığı hâlde bugün ergen muamelesi gören gençler.

Bundan bilemediniz yüz sene önce iki üç senelik bir zaman süresi ile sınırlı olan gençlik safhası, günümüzde çoğu birey için on hatta onbeş seneye kadar uzayabiliyor. Tarih boyunca, daha ziyade erken yetişkinlik hâli olarak algılanmış olmasına rağmen gençliğin toplumsal bir kategori oluşu çok yeni bir gelişmedir.

Happy friends during a demonstration in Istanbul, Turkey.

Diğer uçta ise ergenlik gibi bir lükse sahip olmayan, çocukluktan itibaren çalışan, alt gelir gruplarının, işsizlerin çocukları… Lise ya da üniversiteye giden
gençler ergenlik bunalımından muztaripler ve neo-liberal kapitalizmin yedeğindeki pedagojik yaklaşım da bu şikâyetleri psikoloji ve psikiyatrinin alanına dâhil ederek altını çize çize büyütüyor. Sendromlar, travmalar,
kimlik krizleri, bu gençler için geçerli. Hâlbuki aynı yaşlarda birdenbire çocukluktan yetişkinliğe atlayıveren; tamirhanede sanayide, sokakta çalışan gençlerin böyle lüks sorunlarla tanınma şansları yok. Bir an
önce yetişkin olup hayata atılmak onların önündeki tek seçenek.

Bundan bilemediniz yüz sene önce iki üç senelik bir zaman süresi ile sınırlı olan gençlik safhası, günümüzde çoğu birey için on hatta on beş seneye kadar uzayabiliyor. Tarih boyunca, daha ziyade erken yetişkinlik hâli olarak algılanmış olmasına rağmen gençliğin toplumsal bir kategori oluşu çok yeni bir gelişmedir. Zira endüstrileşme, yetişkinliğe ve eğitim kanalıyla tam vatandaş oluşa geçişte uzun bir çıraklık dönemini zaruri kılar. Sanayileşme, profesyonelleşmeyi beraberinde getirir. Bu da eğitim süresinin uzaması anlamına gelir.

19. yüzyılın ortalarında Manchester’da bir dokuma tezgâhında çalışan oniki yaşındaki John da, Amasya’da tarlada çalışan onüç yaşındaki Ahmet de gençtir. Hatta onbeş yaş, vatan uğruna savaşıp şehit olmak için yeterince büyük bir yaştır. Ama bugün onsekiz yaşındaki, hatta daha ileri yaşlardaki gençlerin hâlâ çocuk olduğunu düşünmemize yol açan bir vasat var.

Gençlerin siyasal bir kategori olarak algılanmaları da hemen hemen paralel bir gelişmedir. Müstakil bir siyasal kategori olmamalarına rağmen gençler, dünya ve Türkiye siyasal tarihinde 19. yüzyıldan itibaren önemli bir rol oynamışlardır. Çünkü modern ulus devletlerin inşasında eğitilmiş gençlerin öncülük yapacağı fikri, ilerlemeye dair aydınlanmacı düşüncelerden neşet
eder. Gençler bir taraftan yeni uluslar tarafından inşa edilmiş, diğer taraftan ulusların bekası gençlere emanet edilmiştir. Jön Türkler’deki jön, yani genç ibaresi, devletin bekasını üstlenen kuşaklar geçidinin başlangıcı gibidir.

Cumhuriyet’in gençlere emanet edilişinde, 1950’lerde 1960’larda devleti kurtarmak için eylemler yapan gençlerin örgütselliğinde hep bu ideal kurgu mevcuttur. Türkiye örneğindeki siyasete egemen olan bu gençlik vurgusu, hemen bütün ulus devletlerin kuruluş sürecinde
geçerlidir.

Bugün gençlik ve siyaset ilişkisi konuşulurken 1960’ların karşı kültür hareketi ve siyasal protesto dili ideal nokta olarak ele alınıyor. Gençlik özellikle 1960’lardan itibaren bir karşı kültür hareketi olarak örgütlenmişti.
Çiçek çocukları, hippi kültürü gibi özgürlük hareketleri; modern toplum eleştirisini hedefleyen ama aynı zamanda yapısı gereği, gerilimi boşaltan bir havalandırma deliği olmanın ötesine geçemeyen gençlik hareketleriydi. Nitekim 68 Hareketi’nin militanları, dünyayı yönetmeye başladı. Eski ABD başkanı Bill Clinton ve eşi yeni başkan adayı Hillary Clinton, 68 sol hareketin içinden isimlerdi.

Bir kuşaktan bahsediyor ve onu analiz etmeye kalkışıyorsak, atılması gereken en önemli adım, onların içine doğmuş oldukları dünyanın etraflıca anlaşılmasıdır.


Geçtiğimiz yıllarda İngiltere başbakanı olan Tony Blair de bu hareketin
içinde şekillendirmişti siyasi görüşlerini. Ama İngiltere, Irak’ı işgal eden koalisyon güçleri arasına onun başbakanlığı döneminde dâhil
oldu. Türkiye’de ise “Hatırla Sevgili” başta olmak üzere pek çok televizyon dizisinde nostaljik ve taraflı bir vurguyla izlediğimiz solcu gençler, 1990’lı yılların en iyi reklam yazarları olarak eleştirdikleri kapitalist
sistemle iş birliği yaptılar.

Tüm dünyada siyaset alanı artık bölüşümden tanınmaya, ideolojiden hayat
tarzına doğru bir değişim geçiriyor. Bu yüzden 1960’lardaki büyük anlatılara ve ideolojilere yaslanan siyasal duruşlar yerine bugün daha ziyade kültürel çatışmalar hâkim. Siyaset kültür üzerinden tanımlıyor
kendisini. Çünkü post-modern dönem büyük anlatıları, kapsamlı ideolojileri geçmişe yolladı ve böyle bir stratejiye alan açtı.


Bu nedenle de günümüzde artık kültür ve kimlik üzerinden siyaset yapılıyor. Son yirmi, otuz yıl içinde siyasal tartışma alanındaki bu gelişme gençlik kültüründe de bariz bir şekilde gösteriyor kendisini. Büyük ideolojik kavgalardan hayat tarzı savunusuna, etikten estetiğe doğru bir değişim yaşanıyor gençlik muhalefetinde. Gençlik kültürü artık siyasal muhalefetten beslenmiyor. Tüketim toplumu, tüketim üzerinden bir kimlik sunuyor gençlere. Bu da bir ikilik ortaya çıkarıyor.

Bir tarafta hayatını erteleyen ve tüketerek varolan gençler, diğer tarafta tüketime güç yetiremediği için olumsuz duyguları beslenen, hınç dolu gençler.


Bu noktada genel ve homojen bir kategori olarak gençlerden bahsetmenin de yersizliği ve isabetsizliği ortaya çıkmış oluyor. Ama sanki homojen bir gençlikten bahsedebilirmişiz gibi bonkörce sıfatlar kullanmaktan geri kalmıyor hiç kimse. Sıhhatli bir muhasebeye mâni olabilecek kestirmeler kaplamış durumda her yanı.

Gençlikle ilgili genel kestirmelerin başında kanaatimce X, Y, Z kuşağı klişesi geliyor. Amerika’daki sosyolojik, pedagojik, psikolojik araştırmalar sonucunda varılan birtakım sonuçlarla elde edilmiş bu kavramları alıp
olduğu gibi kendi toplumumuza uyarlamak, kavramların birer klişeye dönüşmesine neden oluyor.

Bir kuşaktan bahsediyor ve onu analiz etmeye kalkışıyorsak, atılması gereken en önemli adım, onların içine doğmuş oldukları dünyanın etraflıca anlaşılmasıdır.

Kuşakların neredeyse farklı dünyaların, farklı toplumların çocukları olduğundan yola çıktığımızda 21. yüzyıl başında doğan İ Nesli’nin yaşadığı dünyayı farklılaştıran unsur, isminin başındaki İ’dir, yani İnternet
Çağına doğan çocuklar.

Günümüz genç kuşağını tanımlayan büyük tarihsel olay; teknolojik dönüşüm, yani internettir. Ama toplumsal sınıfların, farklı toplumların büyük tarihsel olaylardan etkilenme ve onlara cevap verme tarzları elbette farklılık arz eder.

Bu açıdan bakıldığında, Amerikan İ Nesli ile Asya ülkelerindeki gençlerin, Avrupa toplumlarındaki gençlerin ve Türkiye gençlerinin arasında bir fark var mıdır sorusu, bir yönüyle anlamlı bir sorudur. Ama hemen bütün gençlerin, zaman örgütlenmesi ekranlara bağlı ve neredeyse bütün hayat yeni teknolojiler aracılığıyla yaşanıyor. Bu sebeple küreselleşme, teknolojik gelişme, işin yeni örgütleniş tarzı gibi ortak tecrübeler; tüm dünya gençlerini ortak sorunlara, birbirine benzer süreçlere muhatap kılıyor.

Küresel kapitalizmin esnek iş piyasası ve güvensiz işler sunan ortamını yeni bir kavram üreterek, precariat kavramı ile tanımlayan Guy Standing’e göre, gençler güvensiz iş süreçlerinden etkilenen en büyük kesim. Artık ebeveynlerinin sahip olduğu iş güvencesine sahip olmayan, küresel kapitalizme borçlu doğan, tüketim ekonomisinin varoluş sınavını vermeye
zorlanan gençlerle karşı karşıyayız.

Günümüzde hızlı toplumsal değişim ve teknolojinin değişim hızı sebebiyle değişip dönüşen dünya, anne babalarla çocuklarının soluk aldığı evreni birbirinden uzaklaştırıyor.

Gençlerin, ebeveynlerinin hayat tecrübesinden istifade etmelerini zorlaştıran bir hayat döngüleri var. Esasında gencin çok aşikar bir tanımı yok. Gençlik, genç ve yaşlı arasındaki, yani kuşaklar arasındaki mücadele sürecinde inşa edilir. Bu yüzden biz gençlik sorunlarından bahsederken bir
bakıma daha büyük toplumsal meselelerden, yani değişen ilişki tarzlarından ve değişen değerlerden bahsediyoruz, demektir.

21. yüzyılda gençliği ve gençleri konuşurken mahza “gençlik”e odaklanmak yerine; değişen toplumsal, siyasal, iktisadi ve kültürel ortamı, değişen ilişki tarzlarını ve değişen değerleri dikkate alan bir analiz
yapmak daha isabetli olacaktır.